İslami Forum İslami Forum
Gelişmiş Arama

Anasayfa GenelForum Tanışma Multimedia Yardim Çocuk Bölümü Dini Konular
 


Geri Git   Rahmetinden BirDamLa Bizede Ayır Ya RAB! [-- DINI KONULAR--] Fıkıh Ve Akaid

Fıkıh Ve Akaid İslam Fıkıh ve Akaid Bölümü

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Eski 24.01.10, 20:47   #1
gurselc
Benimsemiş
Giriş tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 34
Tecrübe Puanı: 0
gurselc is on a distinguished road
Standart Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh Medeniyeti-2

Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh Medeniyeti-2

Asr-ı saadetin nuraniyet kesbeden verasetinde meşime-i şebden zuhur etmişti fıkıh medeniyeti. Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve selem) mübarek dudağına temas eden bardaktaki sütün bâkiyesinin Hazreti Ömer (radıyallahu anh) ile temsil edilmesiydi fıkıh... Dinin yarısının Hazreti Aişe (radıyallahu anha) annemizden öğrenilmesi cehdinin kıyafetiydi bu tehâlük-ü efkâr. İçtihatların zamana göre nakzedilme (!) telakkisine muhalif, fosilleşmeyecek bir medeniyetin minberi, insanlığın gıdaya muhtaç peteklerine zerkedilecek hadekaydı.

İmanın nur ve kuvvet sergilemesi fıkıhla mümkündür; hakiki imanı Asr suresi ölçüsünde iktisap edip kâinata meydan okuyabilecek bir temsil donanımına erme, ancak ve ancak fıkıh ilmi güdümünde olacaktır. Nice müfessirler, muhaddisler, ulema, tasavvuf erenleri.. ilh.. gelmiş geçmiştir; bunların içerisinde fıkıh ilmini (vehbi ikram istisna edilirse) tedris etmeden o payeye erişen olmamıştır.

Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek soyundan gelmesi hasebiyle ayrı bir kudveye mazhar İmam-ı Rabbani hazretleri, keşfe açık ve kütüb-ü sittede yer almayan sahih bir hadis-i şerifte, İmam-ı Azam hazretlerinin İslam’a fıkıh ilminin vesilesiyle fayda sağladığını açıklamıştır. Bu büyük kâmet, bidatlara karşı fıkhın şefkatli kanatları altında cedel yapmış, kendisinin de hadis-i şerifte belirtilen “Sılâ” olduğunu gizlemiştir.

Fıkıh ilminin ahkâma (dinimizin amel buudu) yönelik rükünlerini maddeler halinde sıralamak ve bunları şerh etmek ciltler dolusu bir gayret istemektedir. Nitekim bu gayrete hayatını adayan, adanmış ruhların olduğunu da ayrıca söylemekte fayda mülahaza ediyoruz. İmam Serahsi hazretlerinin otuz ciltlik “Mebsut” adlı eserini bir kuyu namzedi yerde dikte ettirdiğini; burnundan akan kanlara aldırmadan fıkıh dersine devam edilmesini; ders yolunda hayatını vakfetme azmiyle akabeye rastladığında ayağının bastığı buzları baltayla kırarak “yürü oğlum, yol senindir” deme merhametini terennüm eden annelerin muazzam teveccühünü, son karakolun kanatlarının kırık olduğu (hasta adam dedikleri hazan mevsiminde) vetirede Abdülhamid Han gibi bir müceddidin ülkenin dört bir tarafına muteber fıkıh kitaplarını dağıtarak maneviyatta ölmemize set çekmesini unutmayacağız.. unutamayacağız..! (Gözlerimizden dökülen şu çeşm damlalarının, büyüklerimizin ve fıkıh ilminin şefaatçi olması dileğimle..)

Kur’an’ın ve Sünnetin amel noktası fıkıhtır; “sadece Kur’an ve hadisin zahiri ile amel edilmez”; fıkıh ilmindeki içtihatların hayatımıza hayat olmuş ilim nuruyla amel olur.

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, “temizlik” bahsinden “vasiyet”e kadar olan konuları şerhlerle birlikte ihata eden ve bunları gönül dünyamıza hedy eden fıkıh; sistematik zaviyeden bakıldığında ve tetkik edildiğinde bir medeniyet kurma donanımına haiz olduğu her zaman için keşfedilecektir. El verir ki bu yolun arkasında olalım, bizi bu yolun ardına bende kılan Hazreti Müheymin (celle celaluhu)’e namütenahi selam olsun..

1)İmam-ı Azam hazretlerinin “Fıkh-ı Ekber”i,
2)İmam Muhammed’in “Ez Ziyâdât”ı,
3)Kurtubi’nin ismiyle müsemma eseri,
4)Merginani’nin “El-Hidaye”si
5)Mavsili’nin “El-İhtiyar”ı
6)Abdurrahman bin Muhammed’in “Mülteka”sı veya “Damad”ı
7)Molla Hüsrev’in “Durer ve Gurer”i
Şurrunbilali’nin “Nur-ul İzah”ı
9)Hadimi’nin “Berika”sı
10)Mehmed Zihni Efendi’nin “Nimet-ül İslam”ı
11)Ömer Nasuhi Bilmen’in “Hukuki İslamiyye ve Islahatı Fıkhiyye”si..ilh..

(Daha yüzlercesiyle kıyam eden bu dev eserlerin sadece bu necip millete misafir olmuş olanlarının bir kısmını sizlere tevcih eyledik..)

Fıkıh ile medeniyetin inşasına menat olabilecek kıstasları ve manevi argümanları takdim ediyoruz:

*Temizlik, sağlığa ehemmiyet kesbetme (taharet)

*Disiplinli hayatın benimsenmesi, hayatın değerli zaman dilimleriyle taclandırılması, insanlarla birlikte olma şuuru (namaz)

*Fakirlerle hemhal olma, kibir virüsünden kurtulma, infak ve vakıf hamlesini gerçekleştirme (zekat)

*Orta seviyede yiyerek sağlığı rehabilite etme ve kalbe taht kurmuş cevherleri günyüzüne çıkarma (oruç)

*Muhtaçları hatırlama gözetimi, fakir insanların sevincini iliklerine kadar hissedebilme (kurban)

*Seyahat ederek sıhhat bulma ameliyesini hayatına hayat kılma, acziyetini yudumlayarak dünyanın ebedi olmadığını tefekkür etme (hac)

*Neslin devamını sağlam bir perspektifte dengede tutma, insanlar için yaşama, devleti yaşatma ufkunda adım atma (evlilik)

*İnsanlararası güvenin temsili, Devlet’in sağlığının ticari koşullarda huzurlu şekilde devam ettirilmesi, ucb bataklığına düşmeme azmi (şirket-ortaklık)

*İnsanın keyfiyetinin faydaya açık olan bütün pencerelerinin haykırılması, karşılıklı güvenin dağıtılması, düşmanlığın sindirilmesi, karşılıklı esenlik duygularının sigorta edilmesi (alış-veriş)

*Dünya nizamının sağlanması, haksızın hakkını bulması veya hakkın hatırının en zirve noktada tutulması, sonsuz özgürlük duygusunun dünyada olmadığının tahşidatının yapılması, ceza verirken dahi merhamet merdivenlerinin basamaklarında hareket edilmesi (ukubât)

*Kesb edilmiş maddi varidatın zayi olmaması adına meccani hediyenin sunulması, ölümü gülerek karşılamanın bir ifadesi, hayatın son anında dahi insanlara diğergamca yaklaşım sunabilme (vasiyet)

Asr-ı Saadet’te tonunu bularak yola çıkan bu medeniyet şimendiferi Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar yol almış.. geçip uğradığı her yere maslahat sunmuştur. İslamın ruhundan kaynağını almış bu semere-i beyzanın kıyamete kadar pörsümeden yola devam edeceği de muhakkaktır. (İçtihat, içtihadı neshetse dahi önce verilmiş olan içtihat hükmünü yitirmez. Nitekim İmam Şafii hazretlerinin içtihatlarının çoğu, İmam Azam hazretlerinin önceki içtihatlarıdır.)

Hicr suresinin dokuzuncu ayetinde Kur’an’ın kıyamete kadar muhafazası buyrulmakta, kitap-sünnet-icma ve kıyasın bölünemeyeceğine işari tefsirde yer verilmektedir.

Hitama erdireceğimiz haftalık soluğumuzun konuyla irtibatı olan yönünde, muhterem büyüğümüzün Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh hakkındaki beyanlarını sizlere naklediyoruz:

“Hususîyle Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh (Fıkıh Metodolojisi), hem ciddî bir mesâînin ürünü olmaları, hem de insanlık tarihinde emsalsizlikleri itibarıyla o kadar engin ve zenginleşmeye açık kaynaklardır ki, bu kaynaklara sahip olan milletler en hayâtî şeylere sahip olmuş sayılırlar. Her medeniyetin iftihar ettiği, nev’i şahsına münhasır bazı değerler vardır. Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh da, bizim medeniyetimizin en belirgin değerlerindendir. Öyle ki, eğer geçmişimiz itibarıyla bizim medeniyetimize bir isim bulmak icap etseydi, ona "Fıkıh" veya "Usûl-ü Fıkıh" medeniyeti demek uygun olurdu; kapıları ardına kadar düşünceye, hikmete, felsefeye açık Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh medeniyeti.. Yunan (ve Grek) medeniyetleri birer felsefe medeniyeti, Babil ve Harran medeniyetleri birer irfan (Gnostisizm) medeniyeti, bugünkü Avrupa bir "bilim ve teknoloji medeniyeti" olmasına mukabil, asırlardır devam edegelen bizim medeniyetimiz, düşünce, akıl, mantık ve muhakeme yörüngesiyle herkese açık bir Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh medeniyetidir.” (Kendi Dünyamıza Doğru, sayfa 90)

Allah kime hayır murad ederse, onu dinde fakih kılar. Allah, bizi bu medeniyetin yolcusu olmayı nasip eylesin!

Gürsel ÇOPUR
  Alıntı ile Cevapla
Eski 03.02.12, 17:36   #2
gurselc
Benimsemiş
Giriş tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 34
Tecrübe Puanı: 0
gurselc is on a distinguished road
Standart Sen(sav), yetimler yetimiydin..!

Kainatın mayası doğmuştu rebiülevvel’de..Kainat beklediği gıdaya son deminde kavuşmuştu ve kainat, atan kalbine yepyeni bir kalp yüklemişti.Semalar sonsuz takıya yörüngelenmiş süsleriyle kırmızı gül halinde O(sav)’na hoşamedi sunmuşlardı.
Ne tatlı demdi bu viladet/doğum..Ne unutulmaz ve nurlu andı bu tarihin belkemiği.Kıyamete kadar sunulması gereken hediyeler kesilip de yolda kalsa bizler yılmayacaktık:sözlerimizle,davranışlarımızla ve hayatımızla:
Hoş geldin Ya Rasulallah!Geldin de şeref verdin içimize!..Hoş geldin…
Şu ağlamalı ve dağdağalı hayatımıza eşsiz renk veren bu doğum,insanlığın en makus talihinin bulunduğu anda gerçekleşmişti.Beşer tarihinin en karanlık döneminin merkezinde otağını kurmuştu adeta.Yılmamanın,darılmamanın,geri adım atmamanın ve kalbiyle şefkati dile getirmenin temelleri atılmıştı.
Efendiler Efendisi(sav)’nin “çocukluğunu” anlatırken bile O(sav)’na “çocuk” ifadesini kullanmanın keyfi olamayacağını belirtmek istedim aynama.Aynam hıçkırıklarına mağlup oldu ve hak verdi bana.Rikkate geldi kendi çerçevesinde:
Hoş geldin Ya Rasulallah!Geldin de şeref verdin içimize!..Hoş geldin…
Evet,evet..O(sav) “çocuk” iken bile insani yönden kemalat mertebesinin en zirvesinde dolaşmaktaydı.En büyük insan olmaya doğumundan önce adaydı.En önce Efendimiz(sav)’in ruhu yaratılmış ve kainat, yaratılmasını bu övünce borçlu olarak devam ettirme yeminini vermişti.Bu bir sıkıntı değildi ve olamazdı.Kalp bahçesinde En Güzel Kalb(sav)’in hilkati,kalbi olanlar tarafından hep ayakta karşılanmıştı.Ayakta karşılamak ve ayağa kalkmak,O(sav)’na yapılması gerekli olan bir davranıştı.
Kalbi yetim olarak doğmuş olanlar da nasibini almışlardı.Yetimi yetim olanlar anlardı.Anasızlığı anasız olanlar..Şefkati annelerden de üstün olan Allah’ın Rasulü(sav), bir savaş sonrasında yavrusunu arayan anneyi gözüyaşlı bir şekilde takip etmemiş miydi?Taif’te mübarek vücuduna nasipsiz taşlar atıldığında ve vücudundan bir kan damlası akmaya yeltendiğinde sabır temennisinde bulunmamış mıydı?Taif halkının helak olmasını istememesi ve içlerinden yıllar sonra da olsa birkaç nasipli insanın hidayete girmesini herşeye denk saymıştı.Bu,O(sav)’nun şefkatiydi.Şefkatin zirve seviyeye yükselmesi Gül İnsan(sav) vesilesiyle olmuştu..
Mekke’nin Fethi’nde şehre girişi olağanca vakar ve tevazusuyla gerçekleşmişti.Kendisinin mübarek dişlerini kıranları,en kutsi ibadeti yaparken üzerine deve işkembesi koyanları,binbir işkenceleri rafa kaldırmadan reva görenleri ve doğduğu yerden bir daha dönmemesi niyetiyle çıkartanları bir anda affedebilmişti..
O(sav)Haris’ti..Rauf’tu..Rahim’di…İlahi Beyan O(sav)nun zatına ilahi bir hediye sunmuştu..
Ey yılmayan,hayata küsmeyen şefkatin yüce timsali Efendim!..
Kendi benliğimizdeki yaralar ve hatalar gün geçtikçe büyürken,kendi küçüklüğümüz ölçüsünde Sen(sav)’in büyüklüğünü anlayan bizlere şefaat kıl!.Bu ne büyük nasiptir ki,küçüklüğümüz Sen(sav)’i az da olsa anlayabilmemize siper olamadı..
Hoş geldin Ya Rasulallah!Geldin de şeref verdin içimize!..Hoş geldin…
Tarih,Sen(sav)’in şefkatini yazarken ve konuşurken lal olmayı bir şeref bildi..Mübarek gölgene basıp da dile gelmeyi edebe aykırı bir davranış addetti..ve daha da önemlisi,daha henüz “bebeklik” safhasındaki “ümmetim” sözlerini hiç ama hiç unut(a)madı!Unutmadık Sen(sav)’i ve unutmayacağız şefkatini..
“Benim şefaatim ümmetimden günahı büyük olanlara olacaktır” sözünde bile garanti kıvılcımını özümüze haykırarak anlattık.Garantimiz yoktu ama içimizi sıvazlayan öz ifadelerin vardı.Sen vardın içimizde;çünkü Sen(sav) biz doğmadan içimizde doğmuştun!
Ey açılmaz kapıların Sen(sav)’in varlığının hürmetine açıldığı nurdan insan!.Nurunu ruhumuza komşu eyle!.Bizi daha büyük hasret hüsranına düçar eyleme!..Ruh ajandamıza en son şunu yazabilmiştik titrek ellerimizle:O’nun(sav) kalbimizden yokluğu en büyük yıkımdır!..
Virane gönüller hep kazançlı çıkmışlardı bu bahçede..İki korku ve iki ümit bir anda verilmemişti;sonsuzluk sayhaları kulağa latif enstantaneler yaşatmıştı.O(sav)’nu hayatımızda yaşadıkça hayat bulduk ve hayatımız ölümsüzlük buselerini tattı..
Hoş geldin Ya Rasulallah!Geldin de şeref verdin içimize!..Hoş geldin…
Sen(sav)…
Varlık ağacının sonsuz gıdası,özü,usaresi…
Bir ömür boyu hata işleyen cürüm bekçileri dahi açtı gözlerini Sen(sav)’in yolunu bulunca…
Sen(sav)…
İnsaniyet çapında arayarak bulunmayı en çok hak eden!..
İnsanlığın yıkılan surlarını tamir etmede en büyük kurtarıcı sermayesi!..
Kayıpsız hazinede, dünyada cenneti yaşatacak bir ufuk kaynağı!..
Hoş geldin Ya Rasulallah!Geldin de şeref verdin içimize!..Hoş geldin…
Nasipli günlerimizi yad ederek söz istiyoruz Sen(sav)’den..Sözün ruh kazandığı bir helezonda bir kepçe ümidimizle dilbeste oluyoruz mübarek adımlarına..Sen(sav)’in adımlarına yüz sürmekle iftihar ediyoruz ah Efendim!..Ayak izlerinin bizlere doyumsuz seviye kazandıracağını da bilerek doğruluyoruz.Güneş’in dahi bu Sonsuz Işık(sav) halesinde aciz kaldığını görüyoruz.En Büyük /Sonsuz Güneş(sav)’sin bize Efendim!..Canım Efendim!...
Bağrı yanık bir şair edasıyla kapına gelemesem de..sultanına sadece ve sadece kırık testi ikram edebilen yetisiz bir boynu(kalbi) tasmalı olsam da..kırık bir nefesle de olsa kapının tokmağına kadar geldim..Sana gelirken gitmenin bir zillet olduğunu bildiğim için kıyamate kadar burada kalmaya razıyım..Milyarlar bu düşüncede,milyarlar bu kalp atışında Canım Efendim!..
Sen bizden razı ol Ya Rasulallah!..Sen bu çaresiz ümmetinden razı ol Ya Rasulallah!..Rıza okunu bizim ülkemize,evlerimize,kentlerimize ve kalplerimize de at Ya Rasulallah!Atını bizim çaresiz kalmış yitik topraklarımıza da sür Ey Yetimler Padişahı!
Gel ki her yere baharı aratmayan sonsuz cemreler yağsın!

Gürsel ÇOPUR
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Q7Works
Style Design Milon4

mp3 indir youtube video izle
haberler-film izle
86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 160 162 163 164 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 220 221