İslami Forum İslami Forum
Gelişmiş Arama

Anasayfa GenelForum Tanışma Multimedia Yardim Çocuk Bölümü Dini Konular
 


Geri Git   Rahmetinden BirDamLa Bizede Ayır Ya RAB! [-- BIRDAMLA.NET - GENEL FORUM --] Serbest Kürsü

Serbest Kürsü Serbest Kürsü

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Eski 26.06.08, 10:40   #11
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI


Mustafa ERDOĞAN - STAR

26/06/2008


AKP kapatılırsa laiklik kurtulur mu ?

Ne dersiniz, ‘Anayasa Mahkemesi’ AKP’yi kapatsa ‘láiklik karşıtlığı’ veya ‘irtica’ biter mi?... Ben bitmeyeceği kanaatindeyim.

Geçen yılki bir yazımda yazdığım gibi:

‘(...) Türkiye’nin rejimi bir demokrasidir, ama öyle bir ‘demokrasi’ ki bu, dinin ‘toplumsal bir güç’ olmasını, din kurallarının ‘toplumsal yaşamda’ bile yer tutmasını önleyecek, sadece hukuku değil ama eğitim ve hatta kültürü de dinden büsbütün arındıracak ve ‘dine dayalı düşünce ve akımlar’ın devlete ‘etki etmesi’ni bile engelleyecek bir demokrasi....

Şimdi düşününüz: Türkiye’nin cari sisteminin karakteristiğini ve onun neden bir demokrasi olamayacağını bundan daha iyi anlatan bir açıklama olabilir mi?...

Evet, gerçekten de böyle bir rejimde, tabiatı icabı, her zaman ‘irtica’ olacaktır. Çünkü, dinin toplum hayatındaki yerine ilişkin olarak yapılan bu açıklamanın hayatla, insani varoluşun gerçekleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Gerçeklerden kopuk böyle bir din-toplum ilişkisi anlayışına sahipseniz, hayatla ilgisini bir şekilde devam ettiren dinin varlığını otomatik olarak ‘laiklik karşıtlığı’ veya ‘irtica’ olarak görmeniz gayet doğal olur. Çünkü, bu anlayış insan hayatında dine neredeyse hiç yer tanımıyor.

Heyhat, dünyanın hiçbir uygar ülkesinde ne böyle bir din ve laiklik anlayışı var ne de böyle dini vicdanlara kıstırmış bir demokrasi!...

Türkiye’de ‘irtica tehdidi’nin sadece var olduğu değil, aynı zamanda ‘var olmaya devam edeceği’ne ilişkin vurgu da rejimin özelliği bakımından çok önemli. Bu şu demek: Rejim ‘irtica’ korkusunu canlı tutmaya hep devam edecektir. Çünkü, sistemin devamı önemli ölçüde buna bağlıdır. Zaten sistemin değişmezliği ancak ‘düşman’ imajını canlı tutmakla mümkündür. Sistemin baş düşmanı da ‘irtica olduğuna göre...

(...)

Ayrıca, ‘irtica tehdidi’ni sürekli canlı tutmaya, halihazırdaki Şarkvari laikliğe itiraz edilmemesini sağlamak için de mecbursunuz. ‘Bizim bu oryantal laiklikten başka çaremiz yok, baksanıza irtica almış başını gidiyor!’. Eh, irtica çok büyük bir tehlike olduğuna göre, sadece ‘çağdaşlar’ın -’irticacı olmayanların- hukukunu gözeten bir rejime de razı olmamız gerekir. Demokrasi olacağız diye ‘başıbozukluğa müsaade edilmesi’ni herhalde bekleyemezsiniz.

Şu halde, ‘irtica tehdidi’ Türkiye’de iktidar mücadelesinin bir aracı olduğu için hiç bitmeyecek ve bitmesine de asla izin verilmeyecektir. Biter gibi olsa da imal edilecektir. Bitmesine izin verilmeyecektir, çünkü, Allah göstermesin, ‘irtica’ biterse demokrasi ve özgürlük gelebilir!

Nitekim Türkiye’de son yüzyıldır hep böyle oldu. İrticanın varlığının ‘kanıtları’ sürekli değişti, ama o hep varlığını korudu. Kimi zaman İttihatçılara muhalefet, kimi zaman din öğretimi, kimi zaman ezanın orijinal dilinde okunması, kimi zaman takunya, kimi zaman Cuma namazı oldu kanıt, şimdilerde ise başörtüsü...

Bu mücadele, statükodan yana olan güçlerin demokratik değişimciler karşısındaki avantajlı konumlarını muhafaza etme mücadelesidir. Paradoksal gibi görünse de, ‘irtica tehdidi’ söylemi Türkiye’de siyasi gericiliğin en önemli silahıdır. ‘İrtica tehdidi’ sayesinde, demokrasi oyunundaki başlıca oyunculardan birini -daha şanslı görüneni- diskalifiye etmek her zaman mümkün olduğuna göre, statüko güçleri bu silahı neden bıraksınlar ki?...

Kısaca, sistem ‘irtica’ya mahkumdur.’

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 27.06.08, 07:20   #12
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI


Okuduktan sonra amin demeyi unutmayın

Yeni Şafak / Fatma K. Barbarbarsoğlu / 27 Haziran 2008 Cuma

Bir mezuniyet töreninden üç resim...

Esasında bu üç resmi bir albüm ebatlarına getirebilirdim. Ama üç resmin Türkiye'yi çok net temsil ettiğini düşündüğüm için sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.

A-

Adını A olarak kodladığımız genç kız, okulunu birinci olarak bitirdi. Okulun kapısında başını açtı, çıkarken kapattı. Koca koca adamların bir türlü bilemediği "zaruret miktarı"nı asla aşmadı.

O kadar ki mezuniyet töreninin yapıldığı akşam özellikle babası kızının okula gitmemesini anlayamadı. Annesi aracılığı ile ısrarlarını bildirdi. Ne vardı canım. Yıllarca gittiği okula bir mezuniyet için gitmemesi kadar saçma bir şey olabilir miydi? Hem de okul birincisiyken. (Okul birincisinin babası olma şerefi elinden mi alınıyordu törene gidilmeyerek?)

Okul birincisi başörtülü kız, kendi mezuniyet törenine gitmedi. Ertesi gün, sınıf arkadaşlarının internet ortamından gönderilmiş fotoğraflarına bakarken özellikle erkeklere dikkat kesildi. Muhafazakar ailelerin muhafazakar delikanlılarına. Cübbeleri giymiş, kepleri takmış olarak verdikleri pozlara baktı. Yazıklar olsun dedi. Şu kadarını bile yapamıyorlar. O cübbeyi giymemeyi, o kepi takmamayı.

Baba kızının bu cümlesine takıldı. Bu kızı bu kadar sert yapan neydi? Anne sen de yıllar önce bu kadar "sert" idin dedi. O zaman adı sertlik değildi. İnsan ancak ilkeleriyle yaşar diyorduk.

Adam karısının bu sözüyle maziye gömüldü. Bir müddet nefes alamadan kaldı orada.

Rabbim dedi sonra sen bize rağmen ne muhteşem evlatlar veriyorsun. Biz bu evlatları hak ediyor muyuz?

B-

Kadın güzel giyinmişti. Güzel ve zarif. Zarif ve ilkeli. Yani aksayan bir şey göze çarpmıyordu. Mezuniyet töreni için hazırlanmış olan kızlarının kıyafeti biraz fazla şey kaçmıştı. Şey. Yani sırtın yarısı açık ve dizler meydanda.

Baba takım elbise giymişti. Yanında pür tesettür eşi ve manken bedenlerden ödünç kıyafetleriyle kızı. Bir Türkiye gerçeği mi vardı karşımızda.

Üçlü herkesin dikkatini bir parça çekiyordu. Ama henüz olanların olmasına yarım saat vardı.

Tam yarım saat sonra. Müzik ritmini artırınca önce baba çıktı meydana. Ceketini beline bağlayarak Adnan Şenses'ten taklit edilmiş bütün figürleri itina ile sergiledi. Karşısında kızı. Ne var bunda şaşıracak değil mi? Baba kız mezuniyet töreninde "Roman havası" eşliğinde. Ama olanlar bu kadar değildi. O pür tesettür kadın, kıyafetini neredeyse Şevket Eygi'nin dahi beğeneceği kadın o meydanda "sevgili eşini" ve "sevgili kızını" yalnız bırakmadı. Üçlü "döktürdükçe döktürdü."

C-

Okulun en başarılı ve en güzel kızıydı. En itinalı en zarif. Çünkü o narin prensesti. Bütün "en"lerin kişiliğini ve kimliğini itina ile tanımlayan sıfatlara eşlik edeceği bir eşsiz benzersizliği vardı. Onu beğenmemek imkansızdı.

Mezuniyet töreninin olacağı gün, ben törene öğrenci olarak katılmayacağım dedi. Arkadaşlarımı yalnız bırakmayacağım ama. Onların arasında sanki bir veli gibi bulunacağım.

Annesi kızının kararına şaşırdı. Şaşkınlığı saygı duymasına engel değildi lakin. Okuldaki bazı hocaların sertliği bu küçücük bedenleri ne kadar da ilkeli olmaya zorluyor diye düşündü.

Törene veli sırasından katılmaya düşünen narin genç kız sanki o gün bütün arkadaşlarının velisiydi. Herkes onların evinde toplandı. Önce onların karnını doyurdu. Sonra kıyafetleriyle ilgilendi tek tek. Buruşmuşları ütüledi. Kıyafetini son anda beğenmeyenler için aksesuar yardımıyla olağanüstü tasarımlar gerçekleştirdi. Bir anne gibi mezuniyetine gideceği genç kızları için çalıştı didindi gün boyu.

Akşam birlikte çıktılar evden. Önce birlikte oturdular mezun oldukları okulun bahçesinde kendileri için hazırlanmış sandalyelere. Ta ki bir öğretmen gelip taciz edinceye kadar. Arkadaşları isyan etti. "O yoksa biz de yokuz!" Doğruydu orada olmalarını da gün boyu onun emeğine borçlu değil miydiler.

(O yoksa biz yokuz diyen arkadaşlarının hepsinin başının açık olduğunu söylemeye gerek var mı?Ya da bu bilgi bu satırları okuyanlar için değerli midir?)

Gecenin tadı kaçmasın diye güzeller güzeli narin prenses veliler arasına geçti arkadaşlarının sahneye çıkmak için hazırlığa giriştikleri sırada. Annesi onu uzaktan gözlüyordu. O annesinin kendisini gözlediğinden habersiz.

Anne, "narin prenses" kod adıyla tanınan kızının ne muhteşem bir duruşu olduğunu gördü o akşam. Tam da ceketlerini bellerine bağlayarak "döktürdükçe döktürmüş" tesettürlü kadın, tesettürlü kadının neredeyse yarı çıplak kızı ve tesettürlü kadının zenne gibi oynayan kocasının şaşkınlığını atmaya çalışırken.

Bir ara ağlayıp ağlamadığın düşündü. Anne yüreği işte.

Hayır ağlamıyordu. Bir onur abidesi gibi orada oturuyordu. Evlatlarını yalnız bırakmayan kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyecek anaç bir tavırla.

Allahım dedi anne, bu çocuk ne zaman bu kadar büyüdü. Ne zaman bu kadar olgunlaştı.

Bütün bu yasaklar bizim bilmediğimiz günlere çocuklarımız hazırlıklı olsun diye mi?

O gece kadın sabaha kadar ağladı. Bunca acının içinden bunca olgunluğu çıkaran, alnından ışık sızan genç kızlar için.

Allahım evlatlarımızın alnındaki ışığı kalbindeki imanı söndürme.

Amin.

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 27.06.08, 07:27   #13
eyvah
Genel Yönetici
eyvah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 6,158
Tecrübe Puanı: 10
eyvah is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

amiin...

Rabbim razi olsun leneer kardesim............
__________________
  Alıntı ile Cevapla
Eski 27.06.08, 08:11   #14
yasemin01
Genel Yönetici
yasemin01 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Konum: Adana
Mesajlar: 4,701
Tecrübe Puanı: 8
yasemin01 is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

aminnn
__________________
------------------------------------------------

İranlı Bir Şair Diyor Ki,
"Aşka Uçarsan Kanadın Yanar."
Bu Söze Cevaben Hz. Mevlana Da Diyor Ki,
"Aşka Uçmazsan Kanat Neye Yarar.''
  Alıntı ile Cevapla
Eski 27.06.08, 16:35   #15
ummandan_inciler20
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Konum: Hatay
Mesajlar: 1,293
Tecrübe Puanı: 5
ummandan_inciler20 is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

amiiiinn amiiiinn amiiiiiinn.

Rabbim senden razı olsun kardeşim....
__________________
[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]

AŞK, Bir Kalbin İçinde Ağlıyor...
  Alıntı ile Cevapla
Eski 27.06.08, 21:25   #16
beyza0202
Fedakar
beyza0202 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Konum: ne önemi var
Mesajlar: 1,561
Tecrübe Puanı: 5
beyza0202 is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

amin kardeşim
__________________
ARDIMDAN DELİ DİYORLAR BELKİDE YALAN DEĞİL

Düştüğümde DOST'larımın ne kadar DOST
DÜŞMANLARIMINSA ne kadar düşman
Dost bildikleriminse ASLINDA hiç DOST olmadığını
öğrendim
  Alıntı ile Cevapla
Eski 02.07.08, 11:37   #17
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI


Mehmet Ali BULUT
Ben yazmazsam bir şey olmaz ama 02/07/2008

Ve işte yeni beraberiz…

Hamdolsun, var edene ve her sabah uyandığımızda akşam arkamızda bıraktığımız tüm nimetleri aynıyla bize iade edene…

Ve herkes bizi unuttuğunda, bize ait bir iz, bir nişan bile kalmadığında, bizi ‘ilminde saklayan ve hatırlayan’a şükür…

7 Haziran günü yazdığım “Firavun, Musa ve Deveyi Kesen 9 Kişi” yazısından sonra çekip memlekete gittim. Kendi tabiriyle “dünya menzilesinin son durağında oturmuş gelecek otobüsü bekliyorum artık” diyen babamın ve ona yaşıt annemin gönüllerini almak, birkaç günlüğüne de olsa yalnızlıklarını paylaşmak için….

Yedi evlat yetiştirip yuvasından uçuran şu güzel iki insanı, ahir ömürlerinde böyle yapayalnız bırakmış olmanın derin acısı ve utancıyla kendimi dağlara, bayırlara vurmak istedim.

Asıl yapmam gerekenleri arkama atmışım. Ayaklarıma kurşun külçeler gibi bağlanmış utancımı yüreğimden söküp atamadığım için gerçekten dönmek bile istemedim bir daha şu fesad mayasıyla yoğrulmuş çamur deryasına!

“Gelin sizi götüreyim” diyorum, “bizi kirletir, çürütür oralar oğlum, yapamıyoruz büyük şehirde” diyorlar. “Sen gel” de diyemiyorlar... Hal ehlidir onlar çünkü. Bir kere uçurmuşlar yuvadan, gel diyemiyorlar artık.

En ağırı da anacığımın sözleri… “İnsan ektiğini biçmiyor artık oğul” diyor. Anaya, ataya, kaynataya ve yıllarca yatalak yatan kayınvalideye “öf” bile demeden bakmış bir kadının, son sözleriydi bunlar; “Hayır oğul, ne ekersen onu biçmiyorsun bu zamanda. Belki tohum bozuldu, belki toprak…”

Ummuş ki ben nasıl büyüklerimin elinden tuttum, son dakikalarına kadar yanlarında olup hizmetlerini gördüm, benim de hizmetime bakan olur… Ama olmamış. 7 evlat. Her biri bir yerlere uçup gitmiş. Yanlarında kimse kalmamış.

Ben de onların derin yalnızlığına katılmak ve onların, içinde bulundukları yalnızlığı bir parça hissetmek için telefonlarımı kapattım. Radyo, televizyon izlemedim, gazete almadım, aldırmadım. Eski masallarda olduğu gibi, içinde tarih ve zaman bulunmayan günler yaşadım. Ve hissettim ki hakiki imanın içinde öyle bir cennet çekirdeği var ki, neşv ü nema ettiğinde cennetin serinliğini burada da yaşıyorsunuz.

Bir ‘sübhanallah’ ve ‘elhamdülillah’ aralığında sayısız kere fanilik perdesine dokunan ama yılmadan varlık nimetinin şükrünü terennüm eden şu iki ihtiyarın elindeki tesbih taneleri sonsuz kainatların yıldızlarına dönüşüyorlar.

Her an ve her saniye dillerinde ötelerin sevgisi ve Allah var… Ve ben onları izlerken anladım ki bizim hayatlarımızın içine cehennem gölgesi sinmiş. Stresli, öfkeli, bağışsız, bağışlamasız, kilu kal üzerine kurulu bir dünya içinde hapsolmuşuz. Başımızın asude olabildiği bir tek yer kalmış olabilir belki de… O da seccade. Tabii onun da hakkını verebilirsek… Huzurumuz iki faninin ihtiraslı dudağı arasından çıkan bir söz, birisinden ötekine fırlatılan bir kitap veya bir iddiname, bir parti kavgasıyla yok olup gidebiliyor.

Fakat onların ne iddianame umurlarında, ne parti kavgaları... Onlar “birazdan gelecek ve binip gideceğim” dediği mavera otobüsünü bekliyor. Onları dinlerken yüreğim kaynıyor. Gözlerime yoğun bir sel hücum ediyor ama onlar mütevekkil, hatta göçüp gitmiş akranlarıyla buluşacakları, güzellikler yurduna gidecekleri için sevinçliler. Hemen şu kapıdan geçecek ve eşiği geçer geçmez, hasretini çektikleri şeye kavuşacaklar adeta... Bu kadar emin ve mütevekkiller.

“Sana hayatımdan bir miktar vermek ve kalan tüm zamanları da senle yaşamak isterdim baba” diyorum. “Ben yeterince ve iyi yaşadım. Rabbimin en büyük ikramı bana evlat acısı yaşatmamasıydı. Bu nimeti benden alsın mı istiyorsun?” diyor keyifle.

Veda zamanı geldiğinde, “Meraklanma, biz iyiyiz, Allah bizimle beraber” diyerek uğurladılar beni 35 yıl önce gelip kaldığım şehre.

İstanbul!

Dört saat yatıp dinç kalktığım gecelerden sonra 7 saat yatıp da sabah namazına uyanmakta güçlük çektiğim İstanbul!

Eliniz yaşamaya varmasa da hayatınızı sürdürmek zorundasınız bu kentte. Sürekli bir koşturmaca. Ben de hayatımı sürdürmeliyim işte. Bir iş var orada, o beni bekliyor. Koşturmalıyım yine. Birilerine yol göstermeli, birilerine yanlış yaptığını söylemeliyim… Yaptıklarımın doğru olduğuna(!) emin olarak.

“Bence böyle olmalı, bence şeyle olmalı…” diye ahkam kesmeliyim sağa sola. Ben bilmeliyim, ben ulaşmalıyım her şeye. Ben en iyisini bilmeliyim, dünyanın en uygun yerine en doğru çentiği ben atmalıyım!

Mümkün mü? Tablonun bütününü görmeden nereye en doğru noktayı koyacaksın? Ama insan işte. Zalum ve cehul!

Vaz geçiyorum yazmaktan. ‘Yazmamalıyım artık’ diyorum. Zaten ne değişiyor ki. Ben yazmasam ne eksilir ki? Yazmamalıyım artık, evet yazmamalıyım. Yıllar önce şiiri terk etmeye karar verdiğimde yazdığım mısralar geldi aklıma:

Kimler duyar beni ses etsem

Melekler mi taşır kalbimi

kızıl güller mi?

……..

Bilmem uzakta kim ağlıyor

Ve kim duyar beni haykırsam.

Rabbim!

Her yerde varsın fakat

Dünya o denli ağır ki yükü

Yalnız bir yürek yeter mi?

Yetmezken ömür bir arzuya

Bir anı doldurur bin hüzün

Ne gece örtünüyor bana

Ne aydınlığı var gündüzün

Kül, duman ve keder içinde

Bir ömür böyle geçer mi?

…….

Geçiyor işte.

O bunu suçluyor, bu onu tutukluyor, beriki iddianame hazırlıyor, öteki itham ediyor ve zaman hızla geçiyor. Saçlarımıza düşen ve sonra kar fırtınasına dönüşen beyazlar da ayıkmamıza yetmiyor. Yetmeyecek gibi de görünüyor. Çünkü en az ötekiler kadar biz de dünyaya ve onun nimetlerine ve hazlarına müptela olduk. Dünya kaygusuna düştük. O yüzden de iki yakamız bir araya gelmiyor. Bizim gibiler de kenarda kendi kendine gelin güveyi oluyor. Aldığımız küfürler de cabası!

* * *

Dün yeniden işimin başına geçtim. Açtım mail kutumu. Ve ardından son yazıya gelen yorumlara baktım Gözüme ilk ilişen Salih Emre adlı okuyucumun şu cümlesi oldu:

“Sen Kuran’ı okurken abdest aldın mı? Euzu besmele çektin mi? Çünkü ancak bu kadar salakça tefsir yapılması için şeytanın yardımı gerekir?”

İrkildim. Yazının zerresini bile anlamamış ama mühim değil. Önemli olan yazının onda uyandırdığı algı! Tayyip beyi övdüğümü sanmış. Halbuki ben yapılan bir zulmü deşifre etmeye çalışmışım. Yapılan haksızlığa karşı çıkmışım. Bu karşı çıkıştan birilerinin kârı birilerinin zararı oluyorsa o, onların konumuyla ilgili.

Ama nafile. Esas olan Salih kardeşimin algısıdır. O bu yazıdan abdestsiz, kitapsız, insafsız, besmelesiz birisi olduğum hükmünü çıkarmış! Doğruysa bana yazık, yalansa ona!

Mevlana der ki, “senin marifetin karşındakinin aklı nispetindedir”

Kendi kendime “hah, bak işte iyi bir mazeret, yazmamak için! Zaten bu işlerden bir kazancın da yok. Ama küfürün bini bir para” derken bir baktım Ahmet Akkuş diye bir okurum “mehmet ali bey'in yazıları neden yayınlanmıyoo” diye site yöneticilerine mail atmış. Ahmet Kibaroğlu kardeşim bununla yetinmemiş, benim mailime de mesaj atmış “abi nerelerdesin” diye. Baktım mail kutusunda 580 mesaj var.

Okudum her birini… Bir kısmı eleştirmiş, bir kısmı bilgi aktarmış, bir kısmı kitaplarımı sormuş, bir kısmı yere göğe kondurmamış vs vs

Sonra dedim ki, “Sen yazı yazmaya layık olmayabilirsin ama şu millet de terk edilmeye layık değil! Milletin mukadderatına sahip çıktığı bir dönemde onun safında yer almamak, mücadeleden kaçmak hata olur. Ben doğru bildiğimi yazayım. Bir tek yürekte bile sözlerim hakiki manasıyla sümbüllenecek olsa, anlaşılsa yeter.”

Uzuuuun iç hesaplaşmalardan sonra, sizinle yeniden buluşmaya karar verdim. Benim derdim bu milletin bekasıdır. Cenabı- Hakk’ın kudreti, hikmeti çerçevesinde işler durur. Bu dine sen sahip çıkmazsan o gider kendine bir sahip bulur. Gagamızda taşıdığımız bir damlacık su İbrahim’in ateşini söndürmeye yetmese de Allah katında safımızı belli etmeye yeter inşallah. Yazmaktan muradımız budur.

Yoksa hikmet zaten kendi mecraında işleyip duruyor.

Her sabah güneş doğmaya devam etmiyor mu? Bu bahar da ağaçlar meyveye durmadı mı? Bu yıl da yaz gelmedi mi?

Geldi.

İşte bakın, ilahi gergef işleyip duruyor. Şu faaliyetten biz de kendi milletimize bir terakki, bir refah, bir nimet temin etme yolu bulmalıyız diye çırpınıyoruz.

Yazmak da bunun için, çizmek de bunun için. Yazılıp çizilenlerden kendine hakka gidecek bir yol bulmak da…

Elbette gergefin bunca dokusunun rengi içinde benimki eksik kalsa dünya durmayacak. O açıdan benim yazıp yazmamam tek başına çok önemli değil, ama sizin mukadderatınıza el koyup insanlık erdeminden payınızı almanız için tepki koymanız, birilerine haddini bildirmeniz, birilerinin elinden tutmanız çok mühim. Çünkü o gergefteki desenler sizin çabalarınızın ve gayretlenirimiz eseri olacaktır.

Çünkü hakikat ancak sizin gibi fedakar milletlerin sinesinde yuva kurup barınabilir. Siz dininize ve onun ahkâmını yaşayanlara sahip çıkarsanız, siz hayatınızı tanrı erleri gibi dürüstçe ve mertçe yaşamaya karar verirseniz, hayat da size arzu ettiğiniz saadeti sunar zaten.

Nitekim Hz. İsa ‘men ensari ilallah’ (Hak yolda kim bana yardımcı olur) dediğinde o 11 kişi “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demeseydi, Roma üç yüz yıl sonra Hıristiyan olmazdı belki de!

Evet, ben yazmasam çok şey değişmez. Fakat siz hak yolda olanlara sahip çıkmazsanız, sizin adınıza oluşturulan cemiyetler, dernekler, partiler, zulüm ve zorbalıkla kapatılırken ses çıkarmazsanız, tepki koymazsanız zulme rıza göstermiş olursunuz.

Zulme rıza ise zulümdür. O da her belaya müstahak eyler bizi!

Allah korusun!
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 03.07.08, 13:20   #18
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI


Bu gece Regaib gecesi / Yeni Asya 03 Temmuz 2008


Süleyman Kösmene'nin köşe yazısı

Bu gece, dünyayı, dünyadakileri, âhireti, âhirettekileri, her türlü güzellikleri, malı, mülkü, serveti, varlığı, yokluğu, ötekini, berikini, her şeyi bırakıp... Yalnız Allah’a, yalnız Allah’ın rızâsına, mağfiretine, muhabbetine, sevgisine, cemâline, ibâdetine rağbet edeceğimiz müstesnâ bir gece.

Bu gece bütün istekler Allah’a arz edilir. Bütün duâlar Allah’a ulaştırılır. Bütün talepler Allah’a sunulur. Bütün rağbet edilenler Allah’a eriştirilir.

Bu gece Cenâb-ı Allah, kullarının dileklerini alır... Kalbin en ince serzenişlerine kadar, ruhun en sessiz fısıltılarına kadar, gönlün en hafif arzularına kadar, duygularımızın en kısık sesli niyazlarına kadar Cenâb-ı Allah bu gece kullarını dinler. Duâlarını kabul buyurur, niyazlarını reddetmez, isteklerini verir, ihtiyaçlarını karşılar.

Bu gece dünyayı isteyen dünyayı bulur, âhireti isteyen âhireti bulur, her ikisini birden isteyen her ikisini birden bulur, hayır isteyen hayır bulur, günahlarından tövbe isteyen bağışlanır, af dileyen affedilir, merhamet isteyen rahmet bulur, feyiz bulur, nur isteyen nûr bulur, aydınlık isteyen aydınlık bulur.

Bu gece kim ne isterse yalnız Cenâb-ı Erhamü’r-Râhimîn’den ister ve duâlarına alabildiğine cevap bulur.

Recep ayının ilk Cuma gecesi olan bu gece Regaip Gecesidir. İbadetlere rağbet, tevbe ve istiğfara rağbet, Rahmet ve mağfirete rağbet, rıza-i Bari’ye rağbet ve Cennete rağbet duyulan mübarek günlerin ilk Cuma gecesinde, yani Regâib Gecesinde Allah’a yönelmek, Allah’a şükretmek, Allah’ı zikretmek, Allah’tan istemek, Allah’a el açmak, Allah’a yalvarmak, Allah için gözyaşı dökmek ve ağlamak, Allah’a yaklaşmaya çalışmak ne büyük saadettir.

Bizler âhirete doğru yol alırken, bizi karşılayan her rahmet saatini bir kilometre taşı bilmeliyiz, her mağfiret vaktini tevbe ve teveccüh saati olarak bulunmaz bir fırsat hükmünde anlamalıyız.

Ebû Zer’den (ra) Cenâb-ı Hakk’ın üzerimizdeki mağfiret ve hidayet muradını bildiren ve Rabb-i Rahîm’imizden hidayet ve af istemeye davet eden uzun bir hadis-i kudsî rivâyet edilir. “Ümmete bu hadis yeter” cümlesiyle önemi vurgulanan bu hadiste Resûlullah Efendimiz (asm), Cenâb-ı Hakk’ın kullarına şöyle çağrıda bulunduğunu bildirir:

Cenab-ı Hak bir hadis-i kudsî’de buyurur ki:

“Ey kullarım! Ben Kendi Zatıma zulmü haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyiniz.

“Ey kullarım! Benim hidayet verdiğimden başka hepiniz dalâlettesiniz. O halde Benden hidâyet dileyiniz ki, size hidâyet vereyim.

“Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyiniz ki, sizi doyurayım.

“Ey kullarım! Benim giydirdiklerimden başka hepiniz üryansınız. Benden giyecek isteyiniz ki, sizi giydireyim.

“Ey kullarım! Gece ve gündüz günah işlemektesiniz. Ben ise günahların tamamını bağışlamaktayım. O halde Benden mağfiret isteyiniz ki, sizi bağışlayayım.

“Ey kullarım! Siz Bana zarar verecek kudrete hiçbir zaman ulaşamayacaksınız ki, bana zarar verebilesiniz. Bana fayda verebilecek hale erişemezsiniz ki, Bana faydalı olasınız.

“Ey kullarım! Eğer siz evvelinizden sonuncunuza, insanınızdan cinninize, sizden en fazla Allah korkusu taşıyan bir adamın kalbi ve düşüncesi üzerine olsanız, Benim mülküm zerre kadar artmaz.

“Şayet siz evvelinizden sonuncunuza, insanınızdan cinninize sizden en günahkâr bir kimsenin kalbi ve niyeti üzere toplansanız, Benim mülküm zerre kadar eksilmez.

“Ey kullarım! Yaptıklarınız ancak sizin kendi amellerinizdir ki, onları sizin için muhafaza eder, sonra onları yine eksiksizce tastamam size öderim. O halde, kim hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başkasını bulursa kendi nefsinden başkasını kınamasın.”1

Bu geceyi hususî bir fırsat bilerek her vesileyle Allah’a yaklaşmaya, O’na yönelmeye gayret edelim. O’na ulaşmanın vesileleri namazdır, niyazdır, duâdır, tesbîhâttır, zikirdir, fikirdir, tefekkürdür, tevbe-i istiğfardır, Kur’ân okumaktır. Gücümüz yettiğince.

Bu geceye mahsus bir ibadet yoktur. Yalnız Peygamber Efendimiz’in (asm), pek çok ruhanî hallere ve ikramlara kavuştuğu bu gecede Cenâb-ı Hakk’a şükür niyetiyle on iki rek’at namaz kıldığı rivayet edilir. Biz de böyle bir rahmet ve mağfiret gecesinde mümkün olduğu kadar kaza namazı kılalım, tevbe ve istiğfarda bulunalım, insanların ve nefsimizin ıslahı için duâ edelim ve Kur’ân okuyalım. Nitekim Kur’ân harflerinin ve ibadetlerin sevap ve feyizlerinin sünbüllenerek bize ikram edildiği günlerin içinde bulunmaktayız. İçinde bulunduğumuz günlerin ve gecelerin mümkün mertebe her dakikasında bu anlayışımız ve umudumuz eksik olmasın.

Regâib Kandiliniz mübarek olsun.

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 03.07.08, 21:44   #19
beyza0202
Fedakar
beyza0202 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Konum: ne önemi var
Mesajlar: 1,561
Tecrübe Puanı: 5
beyza0202 is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

LEENER KARDEŞİM
__________________
ARDIMDAN DELİ DİYORLAR BELKİDE YALAN DEĞİL

Düştüğümde DOST'larımın ne kadar DOST
DÜŞMANLARIMINSA ne kadar düşman
Dost bildikleriminse ASLINDA hiç DOST olmadığını
öğrendim
  Alıntı ile Cevapla
Eski 04.07.08, 10:54   #20
cevrucefakar
Fedakar
cevrucefakar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 2,440
Tecrübe Puanı: 6
cevrucefakar is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

emeklerinize sağlık

allah razı olsun

uyan musluman uyan diriliş vaktıdir
__________________
عَبَسَ وَتَوَلَّى
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى
فَأَنتَ لَهُ تَصَدَّى
...!!!!
ي حميل فقر

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
chp, karaçarşaf



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anlamlı Ve Günün Karikatürleri Recep Karikatür ve Komik Resimler 91 18.09.10 08:20
MELEKLERİN YAZISI... eyvah İslami Bilgi ve Kaynaklar 5 20.07.08 13:18

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Q7Works
Style Design Milon4

mp3 indir youtube video izle
haberler-film izle
86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 160 162 163 164 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 220 221