İslami Forum İslami Forum
Gelişmiş Arama

Anasayfa GenelForum Tanışma Multimedia Yardim Çocuk Bölümü Dini Konular
 


Geri Git   Rahmetinden BirDamLa Bizede Ayır Ya RAB! [-- BIRDAMLA.NET - GENEL FORUM --] Serbest Kürsü

Serbest Kürsü Serbest Kürsü

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Eski 14.07.08, 13:59   #21
DeDeKoRKuT
Benimsemiş
Giriş tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 24
Tecrübe Puanı: 0
DeDeKoRKuT is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Atatürk'ü Nasıl Sevsinler ki?


Gazeteci Fatih Altaylı'nın sunduğu televizyon programına katılıp da "Atatürk'ü sevmediğini" söyleyen başörtülü öğrenci, bir anda medyanın boy hedefi oldu. "Büyük" bir gazete, internet sitesinde "İşte alçaklığın geldiği son nokta" gibi düpedüz hakaret içeren bir spot bile kullandı. Bu genç hanım "Atatürk'ü sevmemek suçu"ndan yargılanıp hüküm giyer mi, bilmiyorum. (Burası Türkiye; olur, olur.) Fakat kendisine "alçak" diyenleri mahkemeye verip tazminata mahkum ettirme hakkının olması lazım. (Ama burası Türkiye; olmaz, olmaz.)


Kuşkusuz bu gibi "aykırı" beyanlar karşısında yapılması gereken "vay, nasıl böyle düşünürsün" diye köpürmek ve "medyatik linç"e girişmek değil. Yapılması gereken, tepki gösteren kişinin niye öyle düşündüğünü anlamaya çalışmak. Zaten burada tepki gösteren kişi, yani "türbanlı" öğrenci Nuray Bezirgan, bunun sebebini de açıklamış. "İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa," demiş, "benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz".

Evet, gerçekten de Atatürk'ü nasıl sevebilir ki? Bu ülkedeki muhafazakar Müslümanlar her gün "mürteci" diye aşağılanıyor, devlet kurumları tarafından "iç düşman" ilan ediliyor, "kamusal alan"dan mahkeme kararıyla kovuluyorlar ve bütün bunları yapanlar sürekli olarak Atatürk'ü referans gösteriyor. Muhafazakar dindarların haklarını savunan siyasi partilere karşı defalarca darbe yapıldı, şimdi "ağır çekim" bir tane daha yapılıyor, ve demokrasiyi hedef alan tüm bu saldırılar "Atatürk ilkeleri"ne dayandırılıyor. Ortalık, "Atatürk Türkiye'sinde dincilere, tarikatçılara yer yok!" diye ültimatom veren rejim gardiyanlarıyla dolu.

Bu durum karşısında ne hissetmesini bekiyorsunuz ki bu insanların? Kendilerini sürekli ezen ve aşağılayan bir ideolojik akımın idolünü nasıl benimseyebilirler?

Eğer Atatürk'ü tüm yurttaşların saydığı ve sevdiği ulusal bir sembol haline getirmek istiyorsak — ki buna ihtiyacımız var — o zaman yapılması gereken onu bu ideolojik şablondan çıkarmak. "CHP ideolojisi"nin tapulu malı değil, tüm toplumun ortak değeri haline getirmek. ABD'de George Washington öyledir mesela. Dar bir ideolojinin değil, tüm ideoloji ve görüşlere serbest rekabet ortamı sağlayan "demokrasi"nin kurucusu sayıldığı için herkesçe benimsenmiştir.

Bizde ise Atatürk giderek daha fazla ideolojikleştirildi, toplumun tümünün değil, sadece "merkez"inin sembolü haline getirildi. Öyle ya, Atatürk'ten, "Kürdünden Ermenisine, kravatlısından şalvarlısına, Nakşibendisinden Nurcusuna dek herkesin atası" diye söz edildiğini duydunuz mu hiç? Böyle kucaklayıcı bir Atatürk portresi vardı da, toplum mu beğenmedi?

İşin doğrusu şu: Türkiye hala ideolojik bir devletle, bu ideolojiyi benimsemeyen kesimlerin çatışmasını yaşıyor. Bu ideolojik devlet, dünyadaki pek çok benzerinin yaptığı gibi, kendine meşruiyet sağlamak için bir "lider kültü" yaratmış durumda. Bu otoriter sistemi "yaşam biçimleri" ve çıkarları açısından faydalı bulanlar, yahut onun ideolojisini içselleştirmiş olanlar, durumdan memnun. Sistem yüzünden hakları çiğnenenler, yahut hakları çiğnenenlere içleri sızlayanlar ise, demokrasi ve özgürlük istiyor.

Bu otoriter sistemin ve onun yarattığı "lider kültü"nün herkes tarafından güle-oynaya benimsenmesini beklemek, tek kelimeyle saflık olur. Bunu zorla elde etmeye kalkmak, "Atatürk'ü kanun zoruyla sevdirmek" ise, saflığın ötesinde despotluktur.

Unutmayın ki sevgi dayatılmaz, kazanılır. Eğer bazı vatandaşlarınız sizi bir türlü sevemiyorsa, suçu sürekli onların "ihanetinde" aramak yerine biraz da kendinize bakmanız, "biz ne yaptık bu insanlara" diye sormanız lazım.

Mustafa AKYOL
  Alıntı ile Cevapla
Eski 29.07.08, 07:28   #22
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI


A. Raif Öztürk'ün yazısı

Var mısınız bu gecede MİRACA çıkmaya?

Öyle bir namaz kılmalıyız ki; ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olsun, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram (KÂBE) olsun ve imamımız hayâlen bile olsa Hz. Muhammed Mustafa (asm) olsun. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve diğer sahabeyle birlikte namaza durduğumuzu hissetmeliyiz...
Öyle bir namaz kılmalıyız ki, sırat köprüsünün üzerinde olduğumuzu hissetmeliyiz.
Aşağısı cehennem ve karşımızda YÜCELER YÜCESİ ALLAH’Ü TEÂLÂ tahayyül edilmeliyiz ve meleklerle saf tutarak namaz kıldığımızı düşünmeliyiz..........................

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 13.08.08, 07:24   #23
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI


Terör fitnesi neden lanetlik suçtur?
13/08/2008 Ahmet ŞAHİN / ZAMAN

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]

Hiç tereddüt ve şüphe etmeden diyebiliyoruz ki, terör fitnesi topyekûn insanlığa karşı işlenen lanetlik bir suçtur. Bu insanlık suçu sezildiği yerde söndürülmeli, görüldüğü yerde gömülmelidir.
İslam böylesine lanet edilecek bir suça asla müsamaha ile bakmaz, bir haklılık payı kabul etmez. Tam aksine açık seçik hükümler vaz' ederek terörü toplum hayatından silip yok etmeyi hedefler, arka çıkıp destek verenleri lanetler.

İsterseniz bazı İslami ölçülere kısaca bir göz atalım. Bu İslami ölçüler aynı zamanda insanlığın kurtarıcı kurallarıdır da.

Madde bir: İslam'da her insan doğuştan masumdur. Dokunulmazlığa sahiptir!
Bu masumiyet ve dokunulmazlığı ömür boyu devam eder. Kimse bu masum insanın canına, malına, namusuna, kastetme hakkına sahip olamaz.

Şayet doğuştan dokunulmazlık sahibi bu masum insan, hayatının bir devresinde dokunulacak suç işlerse, bu suçun tespiti ve tecziyesi (teröre değil) adalete düşer, adalet buna karar verip cezasını uygular.

Bu sebeple, herhangi bir kimse hem savcı, hem hakim, hem de infaz görevlisi gibi davranıp da kızdığı insana suç isnat edip, o cezayı da kendisi vermeye kalkışamaz. Kendisinde böyle bir salahiyet bulamaz. Bulmaya kalkarsa ne olur?

O zaman karşısındakine de aynı hak ve salahiyet söz konusu olur. O da mukabele etme hakkını kendinde görür. Bu durumda toplumda can, mal, namus emniyeti yok olur. Herkes kızdığı kimseye suç isnat edip cezalandırmaya kalkar. Fitne (anarşi) devri başlar. Toplumda fitne başlatan için ise Allah Resulü (sas) aynen şöyle buyurur:

- Fitne (anarşi) uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin!

Terör işte bu fitneyi uyandırmakta, kendine göre suçlar tespit edip yine kendine göre cezalar vermekte, kendisini hem savcı, hem hâkim, hem de infaz görevlisi olarak görmektedir.

İslam, böylesine hesapsız kitapsız, mahkemesiz anlayışa izin vermez. Müslüman bu tür cinayetlere fiilen ortak olmak şöyle dursun, fikren dahi taraftar olamaz, kalben bile meyilde bulunamaz. İçinden bile olsa taraftarlık edemez.

Bunu böyle tespit ettikten sonra gelelim konunun daha mühim olan diğer kısmına.


Madde iki: İslam'da tek insanın hayatı pek de mühim değildir, denemez!
Çünkü Maide Suresi'ndeki ayetin ikazı açıktır. Tek insanı öldürmek tüm insanları öldürmek kadar vebali ve günahı muciptir İslam'da. Şöyle ikaz etmektedir ayet:

- Kim ki haksız yere suçsuz bir insanı öldürürse, sanki tüm insanları öldürmüş gibi sayılır. Kim de suçsuz tek insanın hayatını kurtarırsa tüm insanları kurtarmış gibi kabul edilir...

Bu itibarla, tek insanın hayatı da tüm insanların hayatı gibi kutsaldır. Tüm insanlık gibi korunmaya, saygı duyulmaya layıktır. Hiçbir bahane ile basite alınamaz, tek insandır denip de feda edilemez.

Madde üç: Barış zamanında insan hayatına doğuştan böylesine dokunulmazlık getiren İslam, savaş zamanına da aynı şekilde koruyucu kurallar koymuş, bunu fiilen uygulayarak insanlığa örnek olmuştur. Nitekim savaş için yola çıkmış askerlerine Allah Resulü'nün halifesi Hazreti Ebu Bekir (ra) şu tarihî talimatı vermiştir:
- Dikkat ediniz! Düşman topraklarında her şeyi yapma hakkına sahip olduğunuzu sanmayınız. Düşmanın yaşlılarına, kadınlarına, çocuklarına, hasta ve mabetlerdeki din adamlarına dokunmayınız. Hayvanlarını telef etmeyiniz, bağ, bahçe gibi yeşilliklerine zarar vermeyiniz. Sizin düşmanınızın sadece cephede sizinle savaşanlar olduğunu unutmayınız.
***
Demek ki insanlığın ufkunda İslam'ın saadet asrında koyduğu koruyucu ve kurtarıcı kurallar vardır. Ona ulaşırsa kurtulacak, görmezlikten gelirse çırpınacaktır.
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 13.08.08, 13:17   #24
eyvah
Genel Yönetici
eyvah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 6,158
Tecrübe Puanı: 10
eyvah is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Alıntı:
Leener kullanıcısından alıntı

Terör fitnesi neden lanetlik suçtur?
13/08/2008 Ahmet ŞAHİN / ZAMAN

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]

__________________
  Alıntı ile Cevapla
Eski 15.08.08, 08:51   #25
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Alıntı:
eyvah kullanıcısından alıntı
ecmain

Ah Berat'ımız! Biz daha tatildeydik Allah'ım!

15/08/2008 F K. BARBAROSOĞLU YENİ ŞAFAK

"İhsan kaptan gezi gemisi bu akşam hanımlar için ikinci bir sefer düzenlemiştir. Tatil köyünün kıymetli misafirlerine önemle duyurulur."

Kaptanın önemle duyurduğu haberine, gecenin içinden geçen faytonun çıngırakları eşlik etti.

Faytonun çıngırağına, animatörlerin emirlerine iteat eden tesettürlü genç kızların ritmik alkışları .

Tesettürlü genç kızların /kadınların herkesin önünde ulu orta oynayışlarına, henüz kırkı çıkmamış bir bebeğin sesi katıldı sonra.

Bütün sesler birbirine eşlik etti.

Kaptanın sesi, faytonun sesi, alkış sesi, bebek sesi.

Denizin dilini bilmeyenleri ürküten bir ses bütün seslerin birlikteliğini ansızın bozdu. Dalgalar deli deli dövmeye başladı kıyıyı.

Korkulacak bir şey yoktu aslında. On dakika önce açıklardan geçmiş büyük geminin oluşturduğu dalgalardı gelen.

Denizin dilini hiç bilmeyen.

Ama sanki denizsiz var olamayacağına.

Sanki tenindeki güneş lekelerini herkese göstererek denizsiz olamadığını ispat edeceğine.

İspat edince, kendisini bir türlü uygar saymayanlara karşı uygarlık beratı alacağına.

İnananlar!

Birden patlayan dalgalardan korktu.

"Tusunami mi bu len" dedi on üç on dört yaşlarındaki bir erkek çocuğu. Ondan biraz daha boylu, ama belki de yaşı aynı olan "hadi oğlum" dedi. "Tatilde tusunami mi olur?!"

Bankın üzerinde oturan kadın çocukların sözünden çok başka çok derin bir anlam çıkardı. Söyleyene değil söyletene bak.

Gözü; bulutları peçe edinmiş de kendini bir gösterip bir saklayan dolunaya takıldı. Tatilde tusunami mi olur mu oğlum diyen çocuğun sesi, kalbinin tenhalarında yankılanmaya devam etti.

Anlayış buydu işte. Tatilde her şey mübah lakin ölüm yasak. Ölüm yasağına kim uyacak. Azrail mi?

Gözü altın top gibi parıldayan aya takılı kalmışken, sanki sesini duyurabilekcekmiş gibi, ne zaman büyüdün sen bu kadar dedi.

Daha çocukluğunu bile görmemişken.

Ne zaman bu kadar büyüdün!

Sen bu kadar büyürken ben neredeydim ne yaptım?

Biri duysa deli derdi kadına. Sıyırmış kafayı.

Kadın kendini görüp sıyırtmış diyecekleri gördü, onların eğlenmekten kimseleri göremeyecekleri demde.

İçini derin bir hüzün kapladı.

En son gökyüzüne Miraç Gecesi baktığını hatırladı.

Göklere bile bakmayan gözlerim kime bakıyor Rabbim dedi. Kime bakıyor! Kime bakıp da kimi görüyor!

Göklere bakmayı unutmuş kalbin basireti mi olur?

Allah'ım basiretimizi arttır. Senin iyi dediklerine iyi, kötü dediklerine kötü diyenlerden eyle bizi. İyi ve kötüyü hiç bu kadar birbirine karıştırmamıştık .

Berat Geceniz mübarek olsun.

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]


__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 15.08.08, 09:52   #26
eyvah
Genel Yönetici
eyvah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 6,158
Tecrübe Puanı: 10
eyvah is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Göklere bakmayı unutmuş kalbin basireti mi olur?

Allah'ım basiretimizi arttır. Senin iyi dediklerine iyi,
kötü dediklerine kötü diyenlerden eyle bizi.
İyi ve kötüyü hiç bu kadar birbirine karıştırmamıştık

amiin amiin amiinn.


Rabbim razi olsun leener kardesim
__________________
  Alıntı ile Cevapla
Eski 15.08.08, 10:24   #27
elifbusra
Fedakar
elifbusra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Konum: dünya
Mesajlar: 4,132
Tecrübe Puanı: 8
elifbusra is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Rabbim razi olsun leener abi
__________________
Ey Meryem!..
Ey İffetin Biricik Sembolü Nadide Çiçek..!!
Ben Senin Rabbe Yakınlığını sevdim....

Var olsa da etrafında insanlar, "SENİ ANLIYORUM" diyen kimin var? Sussa da gözlerin, kalbin kan ağlar, içinin içini bilen bir tek RABBİM var.. Sürekli değilmiş zalimin zulmü, gece biter, gelirmiş günün gündüzü, zor olsa da geçirmek bu çetin güzü, baharı vadeden bir tek RABBİM var..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 20.08.08, 15:39   #28
Leener
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 532
Tecrübe Puanı: 4
Leener is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

İrtica hastalığına tutulan zavallılar

Eşref Edip Fergan / Mart 1949

Uzun seneler kullandıkları bu silâhın artık işe yaramaz bir hale geldiğini, paslanıp çürüdüğünü görmekte tabiî büyük teessüre düşmüşleridir. Fakat devirlerin değiştiğini, totaliter zihniyetin çok geride kaldığını, demokrasi güneşinin bütün o taş kesilen buzları erittiğini idrâk edemeyecek kadar gaflet içinde bulunuyorlarsa ancak kendilerini levm etsinler. Temenni olunurdu ki zamanın ilerleyişiyle, fikirlerde husule gelen intibah ve inkişaf ile onların kafaları da hem ahenk olarak ilerlesin, gerilikten kurtulsun, biraz aydınlığa kavuşsun. Fakat sözleri ve yazıları gösteriyor ki hidayet yolları kendilerine kapalıdır. Ne yazık! Ne fena mazhariyet! Allah kimseyi bu hale düşürmesin.

****

Niçin böyle oluyor? Niçin bu adamlar karanlıklardan kurtulamıyorlar? Niçin içlerindeki gayiz ve husumetleri tutamıyorlar da ağızlarından çıkarıyorlar? Köpüre köpüre, taşıra taşıra çıkarıyorlar? Ortalığı rahatsız ediyorlar?

Belki bu ahval ızdırap vericidir. Fakat içtimaî kanunlar bunu iktiza etmektedir. Cemiyetin selâmeti bundandır. Böyle bir sınıf insanlar da cemiyet içinde bulunacaktır. Bunlar açıktan açığa hakikatleri inkâr edecekler, batılı yürütmeğe çalışacaklar, içlerindekini ortaya dökecekler. Bu sayede cemiyet onların içlerinde sakladıkları gayiz ve husumetleri görecek, batıl maksatlarını anlayacak, bunlardan sakınma ve korunma çarelerini düşünecek, varlığını kurtarmak, bekâsını temin etmek için icap eden tedbirleri alacaktır.

Yoksa cemiyet hayır ile şerri, doğru ile eğriyi ayıramayacak hale gelirse ıstırap ve felâketten hiçbir zaman kurtulamaz. Battıkça batar, onu kurtaran olmaz. Cemiyet üstü örtülü çukurlardan korkmalıdır.

Onun için bırakınız bunları, içlerindekini ortaya döksünler, hak ve hakikate karşı içlerinde ne yaman gayiz ve husumet sancılarıyla kıvranmakta oldukları görülsün. Bunda büyük hikmet ve fayda vardır. “ Kad bedetil bağdau min efvahim vema tuhfi sudürühüm ekber. Kad beyyenna lekümül ayati inküntüm ta"kılun.” ( Ali İmran 3/ 11

Bazı sinir hastalığına tutulmuş adamlar var. Parmağınızın ucu ile bir tarafına temas etseniz bütün vücudu buhrana tutulur. Üzerine bir ton sikletinde bir cisim inmiş kadar sarsıntı geçirir. Kıvrılır, bükülür, bağırır, çağırır. Karşısındakiler ise gülmekten bayılırlar. Bu defa temas etmeden yalnız parmağınızın ona doğru uzanmasından da adamcağız müthiş sinir buhranları geçirir, avazının çıktığı kadar feryad eder, çocukların eğlencesi olur. Bu zavallı hastalara acınır. Ne mevhum ızdırap! Şu insan denilen mahluk ne acayip şeydir!... Bakarsınız ağzı burnu, kaşı gözü, boyu posu her şeyi yerinde. Fakat ruhu hasta, sinir buhranları içinde kıvranıp duruyor… Çocukların eğlencesi oluyor. Ne yazık! Ne fena mazhariyet! Allah hiç kimseyi böyle ruhî bir ızdırap içerisinde kıvrandırmasın!

İşte irtica hastalığına tutulan zavallılar da böyledir. Onların vahimelerinde öyle bir heyula vardır ki bir dudağı yerde, bir dudağı göktedir. Siyah yüzlü, kırmızı dilli bir heyulâ. Evet, onlar hakikaten böyle hastadırlar yahut ankastin böyle görünürler. Karşılarındakini manyetize ederek onlara bu hastalığı aşılamak isterler.

- Amanın arkadaşlar! Tetik durun, geliyor!...

Diye diye onların vahimesinde böyle bir dudağı yerde bir dudağı gökte bir irtica heyulâsı yaratmak, sonra da içinden kıs kıs gülmek…

Ne kadar çocukça oyunlar! Ne kadar gülünç şeyler! Allah kimseyi bu hale düşürmesin!

****

Şimdi lâtifeyi bırakalım da ciddi konuşalım. Bu kelimeyi dile dolayarak iki de bir, münasebetli münasebetsiz ibtizale düşürmek hiç de doğru değildir. Pencereyi açıp da “ yangın var” diye konuyu komşuyu bir defa, iki defa yok yere heyecana düşürüp koşturmak mümkündür. Ama bu, ilânihaye devam etmez. Nitekim artık tekrar edile edile mânayı istilasını kaybetti, alelâde bir söz oldu. Bugün, biri çıkıp da “irtica baş kaldırdı” dediği zaman hiç kimse bugünkü idareyi devirip de bundan evvelki şekl-i idareyi ihya etmek gibi siyasî bir hareketin vukuu mânasını anlamaz.

Halbuki şurada burada irtica yaygarası koparanlar böyle anlaşılsın isterler. Söylerler söylerler, ortada bir şey olmadığı için sonunda küçük düşerler.

****

Bu zavallılar devrin değiştiğini farkında değildir. Bunlar totaliter saltanatın bakayasıdır. Döküle döküle birkaç kişi kaldılar. Onların da çeneleri düşük, kalemleri çatlak. Son nefeslerini tüketiyorlar. Demokrasi onları şaşırttı, hasta etti. Halâ alışamadılar. Milletin vicdan hürriyetini halâ teslim edemiyorlar Ama alışacaklar… Söyleye söyleye son nefesleri de tükenecek. Nihayet çeneleri tutulacak, kalemleri kırılıcak. Bunlar da ötekilerin yanına gidecek.

Her devir değiştikçe böyle içtimai hastalıklar doğar, bu hastalık bir müddet salgın halini alır, sonra yavaş yavaş söner gider. Bu hastalık havsala darlığıdır. Onlar, zan ediyorlar ki vicdan hürriyeti kefenlenmiş, mezara gömülmüştü, artık ebediyen ona hayat hakkı yoktur. Fakat bir gün o vücud-i hürriyet kefenlerini yırtarak karşılarına çıkınca, şaşkına döndüler, dar havsaları çatlayacak hale geldi. Zavallı hastalar! “ Fikulubihim maradun fezedehumullahu marada.”

****

İrtica, irtica! Diye bağıranların asıl kendileri irtica gayyası içindedirler. Bu feryatlar hep o bataklığın verdiği ızdıraptır, zulmet âlûd bir ızdırab! Onlar bağıra bağıra o bataklık, o totaliter bataklığı içinde gömülüp gidecekler, hep o devrin avdetini isterler. Karanlıklarda yaşayan mahluklar gibi güneşin, hürriyet ve demokrasi güneşinin nur ve ziyasına tahammül edemezler. İşte bugünün azılı siyasi mürtecileri bunlardır, kapkara, kızıl mürteciler.

Fakat bunlar artık son döküntülerdir. Şurada burada debelenerek son nefeslerini veriyorlar. Onların rağmına hürriyet ve demokrasi güneşi yükseliyor, daha da yükselecek. Önümüzde ki günler hep güzel günlerdir. Bütün hürriyetlerin inkişaf edeceği ferahlı ve saadetli günler. “ Febeşşiril müminin ya Muhammed.”
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 07.09.08, 23:07   #29
eyvah
Genel Yönetici
eyvah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 6,158
Tecrübe Puanı: 10
eyvah is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Peygamberimiz ve Oruçları Kabul Olmayan Genç Kızlar




Peygamberimiz bir gün herkesten, oruç tutmalarını ve kendisi izin vermedikçe iftar etmemelerini istedi. Halk peygamberin emrine uyarak o günü oruçlu geçirdi. Akşam olunca da birer ikişer peygamberimize gelip iftar için izin istemeye başladılar.

Bir erkek de kendisi ve beraberinde getirdiği iki genç kız için izin istedi.

“Ey Allah’ın Resulü yakınlarımdan iki genç kız da oruç tuttu fakat iftar için izin istemeye utanıyorlar.” dedi.

Peygamberimiz bu izine cevap vermedi ve yüzünü çevirdi. Adam bu konudaki izni dört kez tekrarladı. Peygamberimiz duruşunu ve tavrını değiştirmedi. dördüncüsünde buyurdu:

“Onlar oruç tutmadı. Bütün gün halkın etlerini yiyen bir kimse nasıl oruçlu olabilir ki? Git onların ikisine söyle. Eğer gerçekten oruç tutup tutmadıklarını öğrenmek istiyorlarsa kussunlar.”

Adam gidip peygamberimizin söylediklerini kızlara iletti. Kızlardan önce birisi kustu. Kustuğu kap yarısına kadar irin, kan, ve sarı su ile doldu. Ayrıca bir de et parçası geldi. Sonra ikinci kız kustu, kap tamamen doldu. Onun da kustukları içinde sarı su, irin ve çiğ et parçası vardı.

Adam gelerek durumu peygamberimize haber verdi. Peygamberimiz bu iki genç kız hakkında buyurdu:

“Bu iki genç kız Allah’ın kendilerine helal kılmış olduğu şeyleri yemeyerek oruç tuttular; fakat Allah’ın haram kılmış olduğu bir şey ile iftar ettiler. Biraraya gelerek onun bunun gıybetini yapıp etini yediler.

Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki eğer o parçalar karınlarında kalmış olsaydı, onları ancak ateş yerdi.”



Peygamberimiz, kızları kusturarak yaptıkları günahı fark edip tövbe etmelerini sağladı. Eğer kızlar yaptıklarının farkına varmayıp tövbesiz ölselerdi ahirette cezaya maruz kalacaklardı.



O, (a.s.m.) biliyordu…

Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi gıybetin de amelleri yakıp kül ettiğini.



Yazar Nuriye Çeleğen hanımefendinin, Nesil yayınlarından çıkmak üzere olan "Peygamberimiz Gençlere Nasıl davranırdı?" adlı kitabından bir bölümdü yukarıda okuduklarınız.

Gençlerle sevgiye ve güvene dayanan sağlam bir ilişki nasıl kurulur sorusunun cevabını bizzat efendimizin uygulamalarından öğreneceğimiz, öykü şeklinde kaleme alınmış çok güzel bir kitap bu.

Yaratılmışların zirvesi Resul Aleyhisselamımızın, gençlerle ilişkileri, hoşgörüsü, teşvikleri, yönlendirmeleri, onlara olan sevgisi ve güveni kitabın temalarından birkaçı.

Resulümüzün, gençlerin korkularını yatıştırmasını,

sorumluluk verilen gençlerin nasıl başarılı olduklarını,

onların ihtiyaçlarını ve isteklerini,

evlilikte mutlaka gençlerin rızasının alınması gerektiğini,

uygun ikazlarla gençlerin hatalarından nasıl döndürüleceklerini,

gençlerle zıtlaşmanın, onları küçümsemenin, onların ayıbını yüzüne vurmanın onlarda nasıl onulmaz ve onarılmaz yaralar açtığını,

Doğruluk ve vefanın sözle değil, davranışlarla öğrenileceğini,

Gözyaşı silinmeyen, şefkatle dinlenilmeyen, sevgi ile omuzu tutulmayan gencin sorunlarından kurtulamayacağını ve daha pek çok hayati temayı bir film gibi izleyeceksiniz bu kitapta.



Öyküleri gözlerim yaşararak okudum. Onu satırlarda yaşamak bile muhteşem bir duygu...

Yıldızlar, güneş ve ay birlikte doluşuyor insanın ruhuna, bir hoşluk, bir kendinden geçiş, bir dünyadan kopuş anı yaşıyorsunuz.



Yanında olsaydık nasıl olurduk...

Kalp yerinde durabilir miydi ki...


06/09/2008
E. FİKRİYE

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
  Alıntı ile Cevapla
Eski 07.09.08, 23:10   #30
eyvah
Genel Yönetici
eyvah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Giriş tarihi: May 2008
Mesajlar: 6,158
Tecrübe Puanı: 10
eyvah is on a distinguished road
Standart Ynt: GÜNÜN KÖŞE YAZISI

Yoksa münafık mı oldum! SAHABE çok hassastı.


SAHABE çok hassastı. Efendimizin yanında yetişen bu kutlu nesil kılı kırk yarardı. Peygamber dergáhında yetişen sahabe şöyle diyor:

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındaydık, bize öğüt verdi, cehennemden söz etti. Sonra eve geldim, çocuklarla güldüm oynadım, eşimle şakalaştım eğlendim. Deminki halim yoktu. Bu durumum canımı çok sıktı ve kendimi evin dışına sokağa attım.

Yolda ağlayarak giderken Ebu Bekir’e rastladım:

"Neyin var, Hanzala?" diye sordu.

"Hanzala münafık oldu" dedim. Ebu Bekir, "Bu nasıl söz, sen ne diyorsun" diye sordu.

Şöyle dedim:

"Öyle ya, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyoruz. Bize cennet ve cehennemden bahsediyor; onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce, çok şeyi unutuyoruz."

Bunun üzerine Ebu Bekir, "Vallahi biz de aynı durumdayız. Yürü Resul-i Ekrem’e gidelim" dedi. Birlikte yola düştük ve Hz. Peygamber’in huzuruna girdik. Ben, "Ya Rasulullah! Hanzala münafık oldu" dedim.

"Bu ne demek?" buyurdu.

Ben, "Ey Allah’ın Elçisi" dedim. "Yanında bulunduğumuzda bize cennet ve cehennemden bahsediyorsun; biz de onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Senin huzurundan çıkıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce bunların çoğunu unutuyoruz."

Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim, eğer siz, benim yanımda bulunduğunuz hali devam ettirip hep zikirle meşgul olsaydınız, melekler yattığınız yataklarda, yürüdüğünüz yollarda sizinle tokalaşırdı. Fakat ey Hanzala, bir saatinizi ibadete, bir saatinizi dünya işlerine ayırınız.

Peygamber Efendimiz bu sözleri üç defa tekrarladılar.

GÜNÜN AYETİ

Servet ve evlat dünya hayatının süsleridir. Ölümsüz olan erdemli davranışlar ise Rabbinin katında hem mükáfatı daha değerli, hem de ümit bağlamaya daha elverişlidir. (Kehf 18/46)

GÜNÜN HADİSİ

Ebu Hureyre’den (RA) rivayet edildiğine göre Resulullah (SAV) şöyle buyurur:

"Yüce Allah rahmetini yüz parça yaptı. Doksan dokuzunu yanında tutup, bir bölümünü de yeryüzüne indirdi. İşte, bu bir parça rahmetten dolayıdır ki, bütün yaratıklar birbirlerine şefkat ederler. Hatta yavrulu hayvan bile yavrusunu ezmemek için ayağını çeker." (Müslim, Tevbe 17)

GÜNÜN DUASI

Yemek yediğinde şöyle buyururdu:

Okunuşu: "El-Hamdulilahi’l-lezi etemena ve eşbana. Ve sekana ve ervana ve ceelana müslümine."

Anlamı: "Bizi yedirip doyuran, su verip suya kandıran ve Müslüman kılan Rabbimize hamd ederiz."

07/09/2008
Nihat HATİPOĞLU -

[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
chp, karaçarşaf



Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anlamlı Ve Günün Karikatürleri Recep Karikatür ve Komik Resimler 91 18.09.10 08:20
MELEKLERİN YAZISI... eyvah İslami Bilgi ve Kaynaklar 5 20.07.08 13:18

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Q7Works
Style Design Milon4

mp3 indir youtube video izle
haberler-film izle
86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 160 162 163 164 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 220 221