|
![]() |
Gelişmiş Arama |
|
|
#51 |
|
Moderator
Giriş tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 5,307
![]() |
Mehmet Şevket Eygi araştırmacı yazar NEPOTİZM lisanımıza İtalyanca'dan (nepotismo... nipote yeğen mânasına gelir) gelmiş bir kelime ve terimdir. Siyaset ve iktidar adamlarının oğullarını, kızlarını, damatlarını, yeğenlerini, akrabalarını, kardeşlerini, bacanaklarını yârânını, eş ve dostlarını kayırmaları, ehil olmadıkları makam ve mevkilere getirmeleri, zengin etmeleri demektir. Nepotizm'in Türkçe'deki karşılığı "Akraba kayırıcılığıdır". Nepotizm'de şu unsurlar bulunur: 1. Ehliyetsizlik. 2. Liyakatsizlik. 3. Eşitlik prensibinin ihlali. 4. İstidat ve kabiliyete bakmamak. 1500'lü yıllarda Avusturya imparatorunun elçisi Busbecq İstanbul'a gelir. Padişah Kanunî Sultan Süleyman doğu seferindedir. Elçi onun huzuruna Amasya'da çıkar. Osmanlıların Hakanı onu Otağ-ı Hümayununda kabul eder. Etrafında kavuklu, sarıklı, kaftanlı, cübbeli ümera (askeri kumandanlar), rical-i devlet (büyük bürokratlar) ve ulema (büyük din alimleri) bulunmaktadır. Bunların hepsi sessiz ve vakur bir şekilde durmaktadır. Kıpırdanma, konuşma, hareket yoktur. Busbecq "Türk Mektupları" adlı kitabında şu cümleyi sarf eder: "Padişahın etrafındaki bu kalabalık içinde, bulunduğu makama ehliyet ve liyakati ile çıkmamış bir tek kimse yoktu." Evet devletimizin yükseklik devrinde emanete riayet ediliyor, ehliyeti olmayan kimselere makam, mevki, salahiyet verilmiyordu. Din alimleri ehliyetli ve icazetli idi. Tarikat şeyhleri ehliyetli ve icazetli idi. Ordu kumandanları, subaylar ehliyetli ve icazetli idi. Valiler ehliyetli idi. Bürokratlar hep ehliyetli idi. Padişah bile, kendi çıkardığı kanun ve nizamlara aykırı bir iş yapmıyordu. İşte bu ehliyet ve liyakat prensibine riayet ve dikkat edildiği için Kanunî devrinde: Sokollu gibi sadrazamlar. Barbaros gibi Kaptan-ı Deryalar. Ebussuud Efendi gibi şeyhülislâmlar. Yahya efendi gibi tarikat şeyhleri. Sinan gibi baş mimarlar ve benzeri başarılı elemanlar hizmet etmiştir. Nepotizm bir ülkeyi, bir devleti çökertir, bir halkı perişan eder. DEVAMI için: [üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
![]()
|
|
|
|
#52 |
|
Moderator
Giriş tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 5,307
![]() |
![]() Mehmet Doğan Katiller ve cellatlar kurban kesmez Bir vakit de Mûsâ kavmine: “Allah, bir sığır kesmenizi emrediyor.” Demiş, onlar da: “Ay! Sen bizimle alay mı ediyorsun?” diye cevap vermişlerdi. Mûsâ da “Öyle cahillere katılmaktan Allah'a sığınırım!” demişti. (Bakara. 67)Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle atışmış, suçu üzerinizden atmıştınız. Hâlbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı. Bunun üzerine:”Kestiğiniz ineğin bir parçasıyla o maktulün cesedine vurun.” Dedik (vurulunca o da diriliverdi.) işte Allah bunu nasıl diriltti ise ölüleri de öyle diriltir. Aklınızı iyice kullanasınız diye mucizelerini sizlere gösterir. (Bakara: 72-73) Maktul, bir devlet, bir milletti. Ve katili kayıplardaydı. Meydanlardaydı ama kayıplardaydı. Katiller, kan tutma-sın-dan çok mu korkarlar? Ama kan, onları birgün mutlaka tutar. Hem de kurban kanı. Maktulleriyle mahbubiyet içinde yaşayan katillerse, biraz geç bulunurlar ama mutlaka yakalanırlar. Akan kan, tutar onları. Hele de kurban kanı, hiç mi hiç bırakmaz, yakalar katilleri. Kan veren, can veren varlıktır, kurban. Nerede bir acele kan aranıyorsa, nerede bir açlıktan ölmek üzere olan bulunuyorsa onlar için kendini feda edendir kurban. Canlı vücutlar arasında etten bir lehimdir, onları tek vücut haline getiren bir kaynaktır, kurban. Gözlerindeki hayat ışığını, başka hayatların ışığını artırmak için sunan son bakıştır kurban. Bir mercan gibi can okyanuslarına hayat tomurcukları sunan cevherdir, kurban. Yoksulu, fakiri yoklayan; toplumda her kiri yıkayan hayat suyudur, kurban. Kan davalarını, kardeş kavgalarını, kinleri, öçleri silen, yok eden süngerdir, kurban. DEVAMI: [üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
![]()
|
|
|
|
#53 |
|
Moderator
Giriş tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 5,307
![]() |
Minareden düşen İsviçrelinin halinden kim anlar?
![]() Yasin Aktay Avrupa çokkültürlülük konusunda parlak sayfalar barındıran bir tarihe sahip değil. Tarihi adeta kültürlerarası bağnazlığın ve soykırımların tarihidir. Modern zamanlarda merak saldığı çokkültürlülüğünse sanki başından beri anavatanı imiş gibi davranmayı pek sevmiştir. Gerçekten de son zamanlarda çokkültürlü bir toplumun imkânlarını geliştirme konusunda özel bir arayış ve gayret içinde olduğu söylenebilir. Laikliğin nihai anlamda ancak çokkültürlü bir toplum içinde gerçekleşebileceği genel bir kabul görmüş olduğundan konuya doğal olarak özel bir ilgi gösteriliyor. En azından farklı kültürlere aşırı tahammülsüzlüğün yol açtığı II. Dünya Savaşı felaketinden sonra Avrupa'da bütün siyasal arayışlar bir daha aynı duruma düşme ihtimaline karşı bir tedbir olarak düşünülmüştür. Alınan tedbirler kısa süre içinde Avrupa için laiklik ve çokkültürlülük gibi değerleri Birleşik Avrupa projesinin kurucu değerleri haline getirmiştir. Bu esnada Avrupa aslında yeni keşfetmiş olduğu bu değerleri sahiplenirken başka dünyaları, bilhassa İslam dünyasını da kültürel hoşgörüsüzlük töhmeti altında bırakmayı başarmıştır. Oysa şimdiye kadar çokkültürlük hatta laiklik konusunda olumlu bir mesafe kat edebilmişse bu büyük ölçüde şimdiye kadar hiç gerçek bir farklı kültür deneyimi yaşamamış olmasından ileri gelmiştir.
__________________
![]()
|
|
|
|
#54 |
|
Aileden
Giriş tarihi: Sep 2009 Mesajlar: 111
![]() |
Katsayı mağduru gençlere...
Ey Türk gençliği; [şimdi sana böyle hitab etmemden yola çıkarak kendini, bu ülkenin bir tarağın dişleri gibi eşit, muteber, cici, sevimli gençlerinden birisiymiş gibi zannedip hemen iyimserliğe kapılma; bu hitâbeyi sonuna kadar oku!] Evet gençler, birinci vazifeniz Türk istiklalini, Cumhuriyet'i ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir [ama hemen durumdan vazife çıkarmayacaksınız; bir tarafta asıl, asîl ve bemmbeyaz Türk gençleri memleketi muhafaza ve müdafaa ederken sizler, siz meslek liselerinde okuyan çocuklar kahveleri doldurmaya, evinizde koca beklemeye, üçüncü sınıf işlerle haftada 20-30 lira harçlıkla çalışmaya devam edebilirsiniz; unutmayınız ki sizler askerde çavuş bile olabilmektesiniz ve kendi aranızda eşitsiniz; e, bu kadar eşitlik size çok bile; bkz. Danıştay'ımızın son kararı!] Bu temel senin en kıymetli hazinendir [kıymetini bil yani!]. İstikbâlde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek [yani sınıf atlatmaya, daha iyi eğitim görmeye, daha nitelikli işlerde çalışmaya, kendini 1. sınıf vatandaş gibi hissettirmeye kalkışacak] dahili ve harici bedhahların olacaktır [ki bunlara kesinlikle inanma ve aldanma; onlar seni nâhak yere gaza getirip mutsuz eden karşı devrimcilerdir]. Bir gün İstiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen [ki işte o günler geldi çattı çocuklar!] vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin [düşünmek zararlıdır çocuk; senin yerine biz zaten düşünürüz nasıl olsa!] Evet, bu imkân ve şerâit [Hüsst, "şeriat"la karıştırmayasınız ha!] çok nâmüsait bir mâhiyette tezâhür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyet'e kasdedecek düşmanlar [yani bu bilumum demokratlar, liberaller, muasır medeniyet seviyesi ile özdeşleşmek isteyen fâsıklar] bütün dünyada emsâli görülmemiş bir galibiyetin [yani tek başına seçim kazanmanın, seçim kazandık diye devlet kurumlarını yönetebileceğini zannedenlerin] mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile [yani tamamen demokratik usullerle, gizli ve genel oy, açık tasnif ve mahkeme denetiminde yürütülen seçimlerle] aziz vatanın bütün kaleleri [kurumları] zaptedilmiş, bütün tersanelere girilmiş [bkz. Tuzla tersanelerindeki özel teşebbüs erbâbı], bütün orduları dağıtılmış [yani mübârek bürokrasi, üniversiteler, bir kısım medya, yargı, hatta bir kısım muazzez barolarımız!] ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elim ve vahim olmak üzere memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet, hatta hıyânet içinde bulunabilirler [bkz. Hayret; aynen bugünkü vaziyet!] Hatta bu iktidar sahipleri [ki mâlum, anladınız siz onu!] şahsi menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle [bkz. BOP, ılımlı İslâm projeleri, yeşil kuşak, Nato, Cento, Sento, Balkan ve Bağdat Paktı, Nabucco boru hattı, Kyoto protokolü vs...] tevhid edebilirler [etmişlerdir netekim!] Millet fakr ü zaruret içinde harab ve bîtab düşmüş olabilir [aynen bugünkü durum, tıpkısının aynısı]. Ey Türk istikbâlinin evlâdı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen [Katsayı mağduriyeti vesaire gibi teferruata aldırmadan, çiftini çubuğunu, işporta tezgâhını, çıraklık ettiğin atölyelerdeki takım tezgâhı, trafik lambalarında mendil, keten helva, telefon şarj cihazı satış noktalarını, tüpgaz, su bidonu, lahmacun dağıtmaya yarayan kurye motosikletlerini, meslek liselerinin tahta masalarını ve kaderini güzel güzel benimsemek] kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda [Bu da geçer yahu.., Sabreden derviş..., Anan turp baban şalgam.., Köylüsün sen köylü kal, Halk plajlara hücum etti vatandaş denize giremiyor gibi fatalist ve % 100 yerli özdeyişlerde] mevcutturA. Turan Alkan
__________________
REHBER tarafından (22.12.09 Saat 20:52) değiştirildi. |
|
|
|
#55 |
|
Moderator
Giriş tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 5,307
![]() |
Mevlüt Özcan -
Milli Gazete ![]() 2009-12-26 Aşure nedir nasıl yapılır? Aşûre bereketli yemektir Gökyüzündeki ay'ın deveranı esas alınarak tanzim edilen Hicri Takvim'de Muharrem ayı yılın ilk ayıdır. Bu ayın onuncu gününe "aşure günü" denilegelmiştir. Aşûre kelimesini biraz açalım: Aş= Yenecek yemek. Ûre= Bereketli. Aşûre= "Bereketli yemek" demektir. Karışık şeylerden yapılmış, toplu bir hâlde yenen, bereketli bir ziyâfet yiyeceğidir. Muharrem ayı -bilindiği gibi- Müslüman halkımız arasında "aşûre ayı" adıyla anılır. Bu ayın onuncu günü Nuh (A.S.)ın, toprağı gördüğü günü, gemisinde son kalan yiyecekleri harman edip onlardan bir aş yaparak, kutladığı rivâyet edilir. Demek oluyor ki, aşûre, kurtuluş sembolüdür. Ayrıca Muharrem ayının onuncu günü İslâm âlemindeki en büyük fâcianın yıldönümüdür. Bu yönüyle de aşûre, ölü aşı da olmaktadır. DEVAMI: [üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
![]()
|
|
|
|
#56 |
|
Moderator
Giriş tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 5,307
![]() |
![]() Kur'ân meâli, tercümesi yapanlar, tefsir yazanlar birkaç sınıfa ayrılır: 1. Din ilimlerini okumamış; din alimi, fakih icazeti yok, tefsir yazmak için gereken kisbî (çalışarak elde edilen) 14 ilmi öğrenmemiş, Allah vergisi olan 15'inci vehbî ilme de sahip değil; böylelerinin Kur'ân tercümesi, tefsiri, meali yazması haramdır. 2. Birinci maddede sayılan şartlar kendisinde var, fakat niyeti bozuk.Kur'ân meali veya tercümesi yapacak, tefsir yazacak ve büyük paralar vuracak, büyük telif ücretleri alacak, bu paralarla evler, daireler, yazlıklar, dükkanlar satın alacak, zengin olacak, köşeyi dönecek... İlmî ehliyeti olmasına rağmen bu ihlassız kişi münafıktır, niyetinde fesat vardır. Onun bu konuda herhangi bir hizmeti olursa, "Allah bu dini fasık ve facir kişilerle de te'yid eder" hadisi dairesinde mütalaa edilir. 3. Adam mükemmel Arap edebiyatı biliyor. Edebî kültürü kuvvetli. Klasik ve çağdaş dünya kültürüne de vakıf. İtikadında sahih olmayan kısımlar var. Fıkhı ve mezhepleri inkar ediyor. İcmâ-i ümmete, cumhur-i ulemaya, cadde-i kübraya uymayan şazz, aykırı fikir ve görüşleri var. İslâm'ı bir ideoloji gibi gören ve anlayan bir aktivist. Şiddete, vurmaya, kırmaya yönelik. Alimlik, fakihlik, müftülük, müfessirlik icazeti ve ehliyeti yok. Bu zatın, ahlakının doğru olmasına rağmen tefsir yazması doğru değildir. Yazdığı kitaba tefsir demek doğru olmaz. Türkiye'deki birtakım yayınevlerinin para kazanmak için böyle tefsirleri basıp yaymaları da doğru değildir. 4. Bu kişinin ilmî icazeti var, tefsir yazabilecek ehliyet ve liyakati de var. Ehl-i Sünnete de bağlıdır. Lakin kötü bir alimdir. Dünya, devlet, siyaset büyüklerine yağ çeker, yalakalık yapar, huzurlarına çıkıp bel büker, o zâlimlere "Allah ömürler versin" diye hayır dua eder. Haksızlıkları, sapıklıkları, yanlışları, din konusundaki çarpık inanç ve uygulamaları hiç tenkit etmez... Bu kişi alimdir ama ulema-i su'dandır, yani kötü alimler zümresindendir. Onun yazdığı tefsiri, meal ve tercümeyi de almamak, okumamak gerekir. devami için: [üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...]
__________________
![]()
|
|
|
|
#57 | |
|
Sadık
Giriş tarihi: Sep 2009 Mesajlar: 361
![]() |
Alıntı:
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| chp, karaçarşaf |
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Anlamlı Ve Günün Karikatürleri | Recep | Karikatür ve Komik Resimler | 91 | 18.09.10 08:20 |
| MELEKLERİN YAZISI... | eyvah | İslami Bilgi ve Kaynaklar | 5 | 20.07.08 13:18 |