|
![]() |
Gelişmiş Arama |
|
|
#1 |
|
Genel Yönetici
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 6,158
![]() |
![]() Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genc… Böyleyseniz işiniz çok zor… Sahip olduğunuz imanı muhafaza etmek ise zorların zoru. Peygamberlerin Efendisi de bu zorluğa yüzyıllar öncesinden işaret ederek "Âhirzaman da imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak diyor" ve devam ediyor, "Kişi sabah evden imanlı çıkacak, akşam eve imansızgelecek, akşam imanlıyatacak sabah imansız kalkacak". Biraz geniş bir açıdan bakıldığında Peygamber Efendimizin üzerinde durduğuâhirzaman bundan önceki zamanlarla bir çok benzerlikler gösteriyor. Bir ikilem arasında kalan ve buhranlar geçiren âhirzaman Müsluman gençliği, ateşin içine atılan Hz. İbrahim'i, Firavun'un sarayında yetişen Hz. Musa'yı, Züleyha'nın karşısındaki güzeller güzeli Hz. Yusuf'u, balığın karnındaki Hz. Yunus'u, yaralar icindeki Hz. Eyyûb'u ya da sapıklar içerisindeki Hz. Lût'u andırıyor... Bu zaman Islamiyet'in çıktığı zamanla da benzerlikler gösteriyor. O zaman da Islam'ı tercih edenler maddi işkenceler altında ezilirken, şu zamanin Müslüman gençliği de belki maddi iskencelerden daha ağır olan manevi işkenceler altında huzursuz bir hayat yaşıyor... Âhirzamanı âhirzaman yapan ise, bu yukarıda zikredilen durumlardan yalnız birinin değil hepsinin bu zamanda toplanmış olması. Yani ateş (manevi), firavun, züleyha (yarı çıplak kadınlar), yara (manevi), işkence (manevi), balık (nefis) ve sapık yedigeni içerisinde hapsedilmiş bir Müslüman gençlik.... Peki böyle dehşetli bir zamanda Müslüman gençlik neler hissediyor? Ne mi hissediyor? Bir ikilem ve onun yol açtığı bir buhran. Bir tarafta Allah-u Teâlâ'nın emirleri, diğer tarafta zamanın câzibedar fitnesinin gençleri kendi yörüngesine alma cabası, ve ikisi arasında bocalayan âhirzaman Müslüman gençliği... Elbette biliyor ki, Yaratan'ın emri her şeyin üstünde. Doğruyu biliyor, ihlasın kırılmaması gerektiğini de biliyor, ihlassızlığın zararlarını da. Ama bu bilmekle iş bitmiyor. Biliyor,bilmesine ama bu câzibedar ve şiddetle hücum eden günahlar karşısında mağlup oluyor. Istemeyerek de olsa şeytanın tuzaklarından birine yem oluyor ve giriyor günaha... Ardından gelen büyük bir pişmanlık… Edilen tövbeler… Yapılan yeminler… Kılınan namazlar… ve sonrasında yine bir tuzak ve yine bir mağlubiyet. Ve kişinin kendisine atfettigi bir vasıf "günahkar". "Ben bir günahkarım, günahlardan kendimi alıkoyamıyorum" diye içten içe mırıldanmalar. Ve kendine atfedilen bu vasfın arkasından gelen yeis. Müslüman gencimizin kendine atfettigi tek masum vasıf bu mu? Tabii ki hayır! Ikilem içinde kalan ve tövbe ettiği günahların kapısına tekrar tekrar yanaşan bu gençlik, çevresine bakıyor… Her taraf mübarek dolu. Evde kaldığı, okulda görüştüğü arkadaş çevresi çoğunlukla mübareklerden müteşekkil. Ama kendisi de o mübarekler içinde bir 'namübarek'. Bu "namübarek" lik de ona büyük bir darbe vuruyor ve günahkarlık vasfının yanına bir de bu vasıf ekleniyor. Gel gelelim bu Müslüman gencimiz, insanların kendi 'namübarek' liğini bilmesini istemiyor. Istemediği için de bu vasfı gizleme yolunu tercih ediyor... Ve üzerine mübarek' marka bir elbise giyerek insanlar arasında hayatıni devam ettiriyor. Görünüşte giyilen bu mübarek marka elbise gencimizi biraz rahatlatmasına rağmen gerçekte onu üçüncü bir uçuruma daha sürüklüyor. Nasıl mı? "Ben" diyor, "iki yüzlüyüm, mübareklerin arasında bir mübarekken onlar olmadığında ise bir 'namübarek' im. 'Günahkâr' lık ve 'namübarek' lik vasıfları masum gencimizi boğmaya yetmiyormuş gibi yanına bir yenisi daha ekleniyor. O da 'riyakarlık'. Ve bu üç enkaz altında boğulmaya başladı âhirzaman gençliği. Bu üç darbe yetmiyormuş gibi dördüncü darbe de beklenmedik bir yerden geliyor. Âhirzaman gençliğinin çoğu sahip olduğu bu üç yüz kızartıcı vasfın başkaları tarafından bilinmesini istemediğinden onları gizleme yoluna gidiyor. Arkadaşlarının arasına çıkarken 'ihlas' ve 'mübarek' marka elbiselerini giyiyor. Dışarıya karsı daima mübarek görünümü çiziyor... Halbuki Bediüzzaman hazretlerinin tabiriyle içi dışına bir çevrilse her şey ayan beyan ortaya çıkacak... Bir çok kişi kendi gerçek görünümünü sakladığı ve vücudunun her tarafını kaplamış olan yaraları, üzerine giydikleri elbiselerle örtmeye çalıştıklarından, onu gören karşıdaki kendini 'namübarek' hissediyor... Halbuki o kendini "namübarek" hisseden de yaralarının üzerine giydiği mübarek marka elbiselerle ortalıkta. Kısacası bu üç vasfa sahip olduğunu bir çoğu düşünüyor ama düşünenler de bunu dışarı vurmaktan kaçındıklarından herkes sadece bu gibi buhranları kendisinin yaşadığını ve bu üç vasfa sadece kendisinin sahip olduğunu zannediyor. Iste Müslüman gençliği sarsan dördüncü deprem. 'Günahkar' lıkta, 'namübarek' likte ve 'riyakar' lıkta yalnızlık. Beşinci depreme geçmeden önce biraz psikolojiden bahsetmek gerekiyor... Psikolojide şu vardır; eğer insanda bilişsel huzursuzluk diye bir durum varsa insan bu huzursuzluğu gidermeden huzurlu bir hayat süremez. Bunu bir örnekle açalım. Mesela sigara içen bir adam, sigaranın zararlarını anlatan bir yazı okuduğunda, sigaranın kansere yol açtığını ve her içilen sigaranın ömrü 5 dakika kısalttığını öğrenince bir bilişsel huzursuzluk yaşıyor. Yani bir tarafta kendi yaptığı, diğer tarafta okuduğu haber. Kendisi ise ikisi ortasında kalmiş biçare bir nefer. Bu huzursuzlukla 'huzura doğru' yürümek ise başlı başına bir zafer. Bu insanın yapacağı ilk iş bu huzursuzluğu gidermek. Bu da iki türlü oluyor; ya sigarayı bırakacak ki, gayet zor ama bu ikilemden ve bilişsel huzursuzluktan kurtulmanın da en selametli çaresi, ya da yaptığı işi rasyonalize (mantıksallaştıracak) edecek. Nasıl mı? Ilk önce kendisi gibi sigara içen büyük zâtları arayacak "Bak Cumhurbaşkanımız, Başbakanımızda da içiyor; sanatçıların çoğunun ağzından sigara hiç düşmüyor" diyecek. Sonra "Hem Ahmet 60 senedir içiyor ama sapasağlam, hem sigara içerek daha az yaşayacağım ama yaşamım daha keyifli olacak" gibi yaklaşımlarla kendini rahatlatma yoluna gidiyor. Diğer bir çare olarak da okuduğu haberi yalanlamak yoluna gidiyor ve o habere münafi bir başka habere cankurtaran simidine yapışır gibi sarılıyor. Kısacası çaldığı minareye bir kılıf uydurarak bir nevi huzur buluyor… Ama sahte bir huzur… Aynen böyle de, islediği günahların büyük azaplara yol actığını ve bunun da cehennemi intac ettiğini, kimsenin görmediği günahları meleklerin ve Allah-u Teâlâ'nın gördüğünü bilen âhirzaman Müslüman genci, giriyor bir bilişsel huzursuzluğa… Günah işlemekten kendini bir türlü muhafaza edemiyor. Günahlardan da yakasını kurtaramadığı için bilişsel huzursuzluk devam ediyor. En iyisi yapılan bu işi rasyonalize edeyim, yani yaptığım işe bir kılıf bulayım diyor. Tam başlayacakken birden düşünüyor "Şimdi işlediğim günahı haklı mı çıkarayım" deyip küfrün kapısına yanaşmaktan korkuyor. Böylece rasyonalize yolu da kapanmış oluyor. Belki de en derin depremi bu anda yaşıyor. Iki arada bir derede, asağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali. Iste yaptıkları günahları ne rasyonalize edebilen ne de onlardan kurtulabilen âhirzaman genci bilişsel huzursuzluk içinde hayata devam etmek zorunda kalıyor. Böylece daima: psikolojik olarak sorunlar yaşıyor, gün geçtikçe daha da asabileşip daha da alıngan hale geliyor. Kendisine daima hakaret ediyor ve karamsarlaşarak hayatını zehir ediyor... Bir kısmı bu beş sarsıntı altında hayatlarına aksak devam ederken, imanı zayıf olanları çok daha büyük sarsıntılar bekliyor. Imanı zayıf olan bir kısım Müslüman genci içinde bulundukları durum o kadar sıkıyor, o kadar sıkıyor ki, boğulmamak için, kendisi gibi birkaç kişi aramaya başlıyor... Ama aynı grup içinde bulunduğu arkadaslarına bakıyor.Onların hepsi mübarek, kendisine benzeyen kimse yok. O kapı da kapandı. Mevlânâ'nın nasihatini dinlemeyip de olduğu gibi görünüp ya da göründüğü gibi olamayanlar bu biçare gencimizi daha hazin bir maceraya sürüklüyorlar. Eğer âhirzamanın bu Müslüman genci sağlam bir îmânî ders almamışsa, bu bilişsel huzursuzluğu gidermek için akla gelmedik yollar deniyor. Artık îmânî derslerin yapıldığı mekanlara uğramak istemiyor. Uğrasa yeni şeyler öğrenecek, ama dışarı çıkınca onlara zıt hareketlerde bulunacak, bilişsel huzursuzluk daha da artacak. Hem kendisi o gruba ait değil ki, o 'namübarek', onlar ise mübarek, mübareklerin arasına ancak mübarekler girer !... Bir kısmı bu yolu seçip îmânî dersleri bırakırken diğer bir kısmı da yine bu sebeplerle îmânî derslerin yapıldığı evlerde kalmasına rağmen oraları terk ediyor. "Ben onların arasında yaşayamam, onlar çok temiz safi, mübarek insanlar, benim ise öyle kusurlarım var ki, onlar arasına giremem." gibi mülahazalarla bir kale hükmünde olan evlerinden cıkıp kendini düşmanın kucağına bırakıyor.... Bediuzzaman hazretlerinin tabiriyle bir sineğin ısırmasından kaçarken yılan ısırmalarına hedef oluyor. Bu îmânî derslerden haberi olmayan diğer bazıları daha da ileri giderek küfre doğru adım adım yaklaşıyor. Kendi işlediği günahı inkar edemiyor,bilişsel huzursuzluğunu gidermek istiyor Bunun icin çareler ararken, Cehennem'in, meleklerin hatta Allah'ın yokluğunu arzu ediyor.(!) Ve bu uğurda bulduğu küçücük delillere can havliyle sarılarak onları büyük bir delilmiş gibi görüp mukaddesatın inkarına yanaşıyor. Ve Bediuzzman'in dediği "her günahta küfre gidecek bir yol vardır" sözünün fiili tasdikcileri arasına giriyor. Bu kadar zor durumda bulunan âhirzamanın bu muzdarip gençlerine elbetteki bir çok müjdeler var!! Ilk olarak Allah'u Teâlâ, "Eğer kendisinden yasaklanmakta olduğunuz günahların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi çok hoş bir yere (cennete) koyarız" buyuruyor. Ve başka bir âyette ise, "Ey nefisleri aleyhine günah işlemekle ömürlerini israf eden kullarım! Günahlara bulaştık diye Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Süphesiz ki Allah bütün günahları bağışlar" müjdesi ile âhirzamanin günaha saplanan biçare gençleri bir nebze olsun rahatlatılıyor... Bununla beraber, Yüce Rabbimizin Gafûr (cok bagışlayan), Tevvâb (tövbeleri tekrar tekrar kabul eden), Rahîm (kullarina cok merhamet eden) ve Settâr (ayıpları ve günahları örten) isimleri biz gençliğin imdadına yetişiyor ve onlara yeni kapilar açıyor. Yüce Allah'tan sonra müjde, âlemlerin efendisi Hz. Muhammed aleyhisselâmdan geliyor. O da âhirzamanın bunalmış gençlerini teselli edercesine şöyle buyuruyor: "Eğer siz (sahabeler) benim dediklerimden birini yapmazsanız, cehenneme girersiniz, ancak öyle bir zaman gelecek ki, söylediklerimden birini yapan cennete girecek" Müjdeler devam ediyor. Asrımızın âlimi Bediuzzaman Said Nursi'de âhirzaman gençliğine hitaben diyor ki, "Sizler bu meşakkatlere sabretmekle sahabelerin küçük kardeşleri oluyorsunuz." Tabii, bu müjdelere güvenip de yan yatmak âhirzaman gençliğine yakışan bir hareket değil. Peki bu durumda neler yapılması gerekiyor. Aslında is nefsin dizginini eline alabilmekten geçiyor. Nefsin dizginini eline almanın en tesirli yolunu yinePeygamberimiz bildiriyor. O da nefsi aç bırakmak, yani diğer bir deyişle oruc tutmak. Âhirzaman Müslüman gençliğinin en azından haftanın Pazartesi ve Persembe günlerini oruçlu geçirmesi gerekiyor. Ta ki nefsin dizginini eline alabilsin ve nefsi kendisinin degil, kendisi nefsin efendisi olsun. Iş oruc tutmakla bitmiyor. Onun zikirlerle desteklenmesi gerekiyor. Kur'an bizlere Yusuf aleyhisselâmın Züleyha'nın karşında, Yunus aleyhisselâmın balığın karnında, Eyyub aleyhisselâmın hastalıklar ve yaralar karşısında, Ibrahim aleyhisselâm ates içerisinde okuduğu duaları ders veriyor. Bizler âhirzaman ateşinin içinde, nefis balığının karnında, cazibedar bir fitne olan yarı çıplak kadınların karşısında, manevi yaralar altında ezilen Müslümanlar olarak bu duaları çokca zikretmemiz gerekiyor. Bu dualar nasil ki, peygamberlerin bulundukları dehşetli durumlardan kurtulmasına vesile olmuş inşallah bizlerede faydası olur. Onun için bu duaları sabah-akşam en az 33'er defa tekrarlamak gerekiyor. Her gün Kur'ân-i Kerim'den bir parca okumak, ve âhirzaman fitnesine karşı bir kalkan vazifesi gören Sekine' ye devam etmek, Allah'in bin bir isminin bulunduğu 'Cevşen' ile O'nun dergahına yanaşmak,.. bataklıktan kurtulmanın diğer çareleri arasında yer alıyor. Kur'an'dan bu zamanda özellikle okunması gereken parçayı ise âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz şöyle bildiriyor; "Kim onun (Deccal'in) cehenneminin belasına uğrarsa Allah'tan yardım dilesin ve Kehf Sûresi'nin ilk ayetlerini okusun ki ates Ibrahim (as)'a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selametli olsun" Son olarak da şunu unutmamak gerekiyor. Âhirzamanı âhirzaman yapan yol actığı bu manevi bunalım.. Eğer bu bunalım olmasa bu zaman belki de âhirzaman olmayacak . Hem böyle bir zamanda böyle bir bunalımda olmak gayet normal. Anormal olmayan ise normal olmamak. Kısacası eğer böyle bir bunalımda bir nebze olsun kendimizi hissedemiyorsak asıl tehlike kapımızda demektir. Sahip oldukları takva neticesinde bu bunalıma sahip olmayanlar ise sözümüzün haricindedir ![]() .................................................. ............................Alinti................ ........................................
__________________
|
|
|
|
#2 |
|
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008 Konum: ne önemi var Mesajlar: 1,561
![]() |
eyvah kardeşim çok anlamlı bir yazı eklemişsin
yüreğine sağlık RABBİM HEPİMİZİN YARDIMCISI OLSUN
__________________
ARDIMDAN DELİ DİYORLAR BELKİDE YALAN DEĞİL Düştüğümde DOST'larımın ne kadar DOST DÜŞMANLARIMINSA ne kadar düşman Dost bildikleriminse ASLINDA hiç DOST olmadığını öğrendim |
|
|
|
#3 |
|
Aileden
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 150
![]() |
teşekkürler konuya yaklaşımınız, eklemeleriniz için...
herkesin okuması ve dahi idrak edip öylece harekette bulunması gereken önemde...
__________________
Efendim'e vermek için Yirmi Yedimden gün aldım Yirmi Yetimden gül. |
|
|
|
#4 | |
|
Genel Yönetici
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 6,158
![]() |
Alıntı:
kardesim...idrak ve hayatimiza tatbik edenlerden olabilme temenisi ile..
__________________
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Moderator
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 726
![]() |
Alıntı:
çok harika bir yazı gerçekten eyvah kardeşim.... ![]() Rabbim her daim yar ve yardımcımız olsun inşaallah...
__________________
|
|
|
|
|
#6 |
|
Genel Yönetici
Giriş tarihi: May 2008 Konum: Adana Mesajlar: 4,701
![]() |
__________________
------------------------------------------------ İranlı Bir Şair Diyor Ki, "Aşka Uçarsan Kanadın Yanar." Bu Söze Cevaben Hz. Mevlana Da Diyor Ki, "Aşka Uçmazsan Kanat Neye Yarar.'' |
|
|
|
#7 | |
|
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 532
![]() |
Alıntı:
sabah minübüs ile gelirken işyerime, Cebimde daima hazır bulundurduğum risalelerden GENÇLİK REHBERİ isimli kitap vardı. Ve aynen şu ifadeler yazıyordu.. Bugünlerde, Kur’an-ı Hakimin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azime içinde amel-i salihin ihlasla muvaffakiyeti pek azdır. Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. Hem, takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli âmâl-i salihadır. Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir. Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir. Malûmdur ki, bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yirmi adam, yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lazım gelirken; şimdi, binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadır.
__________________
SEN ve BEN;<br />Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,<br />Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.<br />Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,<br />Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi.. |
|
|
|
|
#8 |
|
Genel Yönetici
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 6,158
![]() |
ecmain insaALLAH...
![]() Rabbim siz okuyan, okudugunu idrak eden degerli kardeslerimden razi olsun...
__________________
|
|
|
|
#9 |
|
Fedakar
Giriş tarihi: May 2008 Konum: Hatay Mesajlar: 1,293
![]() |
Emeğine sağlık eyvah can kardeşim..
Tam da şu zor zamanlarda aydınlatıcı bir yazı eklemişsin...Hani Şu zamanlarda Genç Müslümanlara yani Bizlere o kadar iş düşüyor ki anlatamam.Köhne zihniyete sahip olanlara Rabbim in izni ve yardımıyla Büyüklerimizin desteği İle Genç Müslümanlar Karşı koyup Dinimizi tam yaşamak adına yeni sayfalar açacağız inşallah.. Ben Hiç Unutmadım Bir Gün Gelir Yürür Dağlara Şehre Yürür Bir Gün Gelir Meydanlara Güller Dökülür Bir Gün Gelir .... ![]()
__________________
[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...] AŞK, Bir Kalbin İçinde Ağlıyor... |
|
|
|
#10 |
|
Sadık
Giriş tarihi: May 2008 Mesajlar: 245
![]() |
Teşekkürler eklemeniz için,Allah razı olsun kardeşim.
Rabbim okuduklarımızı idrak etmeyi nasip etsin. Rabbim şu ahir zamanda zamanın zorluğuna karşı mücadele eden gençlerimizin her daim yar ve yardımcısı olsun inşaALLAH
__________________
[üzgünüm linki sadece ÜYELER göre bilir. Üye Olmak İçin TIKLAYIN...] |
|
![]() |
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Elveda Bitanem | yasemin01 | Serbest Kürsü | 5 | 26.05.08 16:12 |