Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İŞTE ZAMANIN ALİMİ BEDIUZZAMAN SAID NURSI..!!  (Okunma Sayısı 710 defa)
DaDaLoGLu
damla5
****

Karma: +22/-4
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 456



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : Mayıs 29, 2008, 03:07:29 ÖS »

Ustad'i cok guzel anlatmis bir yazi can!...
Hele su cumle:
"Sayısız zahmet ve meşakkatlere, ıztırap ve mahkumiyetlere katlanır-fakat îmanına, Kur'an'ına dokunulmamak şartıyla. Artık, o zaman bakmışsınız ki, o sakin deniz, dalgaları semalara yükselen bir tûfan, sahillere heybet ve dehşet saçan bir umman kesilmiştir. "
Ve de kesilmistir!!!
Yurekte cok sey var yazacak ama yanlis algilaniyoruz ve sadece bu nedenle daha fazla yazamiyorum!...
Emegine kurban olayim silik can kardesim!...

Medar-ı münakaşa noktaları muvakkatende olsa terketmenin çok gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Yekdiğerimize karşı kusurları ve hataları sıralayacak olsak dağlar boyunu aşar. Bizler güzellikleri görmeli ve güzelliklere vesile olma çabasında olmalıyız.. Bizler muhabbet fedaileri olup husumeti ve adaveti terketmeliyiz. Rabbim anlayışınızdan dolayı sizlerden ebeden razı olsun..  Lips Sealed

ANLAYIS GOSTERMEK DEGIL,AKSINE DOGRU OLANI YAZDIGIMA INANIYORUM CAN!...

Yillar once Cemalettin Kaplan hocanin bir cemaatten ayrildiktan sonra kendileri bir cemaat kurmuslardi!..Bu vesileyle bizi taniyan bazi kardeslerimiz Hoca Efendinin cami acilisina davet etmislerdi.Kendileriyle bizzatihi tanisma imkanim olmustu...Hoca Efendiden bir sohbet etmesi ricasi uzerine YUSUF suresini mealen anlatiyordu...Bildiginiz gibi YUSUF suresi bir hikaye misali bizlere buyuk dersler verir...Yusuf(a.s)'in gomleginin yirtilma bolumune geldiginde hoca efendi cok dehsetli bir vurgu yapmisti...O soylediklerini size yazayim:

-Eger bir musluman imani icin birileriyle dovusmuyorsa,birileriyle cekismiyorsa,hapislerde yatmiyorsa,cile cekmiyorsa,sopa atip,sopa yemiyorsa(!) VALLAHi ONUN IMANINDAN SUPHE DUYARIM!!!demisti...

Bu anlamda Ustad'in hayatina ve imanina bakin derim!?!?

Daha soze gerek var mi?
Logged

"Ben batanları sevmem"diyordu Hz. İbrahim, batan yıldızın, ayın ve
güneşin ardından.Ben de sahte âşıkları sevmem. Aşkını değiştirenler,
satanlar, takas edenler,sahte âşıklardır. Sahte âşıkların sahici
maşukları olmaz.
Süeda_Nur
Yönetici
damla4
*****

Karma: +18/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 154



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : Haziran 02, 2008, 08:39:23 ÖÖ »

Bediüzzaman, Barlada kendini iki ayrı gurbetin içinde bulur. Birisi İslamın başına gelen felaketlerin gurbeti; diğeri de bizzat kendisinin bütün yakınlarından ve dostlarından uzak kaldığı gurbet. Evet, Bediüzzaman bu gurbetler içinde yalnız, kimsesiz, tesellisiz ne sığınacak bir yer, ne de kendini bağrına basacak bir yuva vardır. Acı ve elim bir gurbeti bütün ruhunda hisseder. Dünya ona kapılarını kapamıştır. Zaman ona sırtını çevirmiştir. O da dünyayı bırakıp âhirete yönelmiştir.

Bediüzzaman, İslamiyetin gurbete düştüğü bir zamanda geldi. İslamiyet adına her şeyin silinmek istendiği karanlık bir devirde, çorak bir zeminde vazife başına geçti. O, bu gerçeği şu ifadelerle dile getirir ve o karanlıklar arasından yine ümidi haykırır.
Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim, sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz.

Bediüzzaman hüznün her rengini tatmış, her türlü elem ve keder gömleğini giymiş, fakat halini kimseye şikayet etmemiştir. İçinde yanardağlar kaynamasına rağmen, dışında sükunet hakimdi. O kendisini düşünmekten vazgeçmiş, İslamın elemleriyle inliyordu. Huşu içinde Rabbine yönelmiş, korkaklığı ayaklar altına almıştı. Aç canavara yakın olmanın, merhametini değil, iştihasını kabartacağını biliyordu. Onun için bir defa olsun zalimlere boyun eğmemişti.
Logged

Leener
damla5
****

Karma: +22/-7
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 576



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : Haziran 02, 2008, 01:46:31 ÖS »

Bediüzzaman, Barlada kendini iki ayrı gurbetin içinde bulur. Birisi İslamın başına gelen felaketlerin gurbeti; diğeri de bizzat kendisinin bütün yakınlarından ve dostlarından uzak kaldığı gurbet. Evet, Bediüzzaman bu gurbetler içinde yalnız, kimsesiz, tesellisiz ne sığınacak bir yer, ne de kendini bağrına basacak bir yuva vardır. Acı ve elim bir gurbeti bütün ruhunda hisseder. Dünya ona kapılarını kapamıştır. Zaman ona sırtını çevirmiştir. O da dünyayı bırakıp âhirete yönelmiştir.

Bediüzzaman, İslamiyetin gurbete düştüğü bir zamanda geldi. İslamiyet adına her şeyin silinmek istendiği karanlık bir devirde, çorak bir zeminde vazife başına geçti. O, bu gerçeği şu ifadelerle dile getirir ve o karanlıklar arasından yine ümidi haykırır.
Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim, sizler cennet-asa bir baharda geleceksiniz.

Bediüzzaman hüznün her rengini tatmış, her türlü elem ve keder gömleğini giymiş, fakat halini kimseye şikayet etmemiştir. İçinde yanardağlar kaynamasına rağmen, dışında sükunet hakimdi. O kendisini düşünmekten vazgeçmiş, İslamın elemleriyle inliyordu. Huşu içinde Rabbine yönelmiş, korkaklığı ayaklar altına almıştı. Aç canavara yakın olmanın, merhametini değil, iştihasını kabartacağını biliyordu. Onun için bir defa olsun zalimlere boyun eğmemişti.

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
İnsan da, o imandaki son sırra ererse,

En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar_

Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,
Peygamberi rüyada görür belki her akşam.

Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,
Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap.

Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;
Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.

Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde.

En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,

Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
Ruhundaki imanla yanan meş'ale sönmez!

Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:

Ey yolcu! Şafaklar sökecek, durma, ilerle,
Zulmetlere kan ağlatacak meşalelerle_

Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel,
İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!
Logged

SEN ve BEN;
Kavgamıza yenik düşüp yorulduk,
Kahpe bir gürültünün zindanında boğulduk.
Ne ben mehtabı aldım elime bir kuş gibi,
Ne de sen bu sevdayı yaşadın bir düş gibi..
hyosun
damla2
**

Karma: +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 73



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : Haziran 12, 2008, 12:20:16 ÖS »

BEDIÜZZAMAN KIMDIR?

Bediüzzaman Said Nursî, Bitlis’in Hizan Ilçesine bagli Isparit Nahiyesi’nin Nurs Köyünde 1876’da dünyaya geldi. Yenilikçi, atak, cesur bir mizaca, son derece parlak bir zekâya ve güçlü bir hafizaya sahipti. Bunlar katiksiz iman ve ilim askiyla birlesince, normalde on bes sene kadar süren klâsik medrese egitimini üç ayda tamamladi. Bu olaganüstü gelismeyi kavrayamayanlar tarafindan düzenlenen münazaralari (ilmi tartismalar) kazanarak kendini ispatladi. Bu yüzden "Molla Said"e, "zamanin emsalsizi, benzersizi" anlaminda "Bediüzzaman" lâkabi verildi.

Onun yasadigi dönem, tüm dünyada maddeciligin öne çiktigi bir dönemdi. Insanlik kendi gelecegini tahrip etmeye yönelmisti. Bu degisimden Müslüman milletler de etkilenmisti. Meselâ, tek bagimsiz Islâm devleti olan Osmanli Devleti çoktan eski hasmetini ve gücünü kaybetmisti ve çözülme noktasindaydi.


Insanligin ortak problemlerinin yani sira, yasadigi toplumun problemlerine de egilen Bediüzzaman, sunu gördü: Bati maddecilige saplanmis, Dogu ise eskiyen kurumlarini yenileyip iman eksenli bir yapilanmaya gidememisti. Osmanli Devleti de ayni sorunu yasiyordu. Devlet ve millet seklen Islâma bagli olmakla birlikte mânâ plâninda Islâm’dan kopmustu. Bati’daki degisim ve bu degisimin yapisi tam kavranamamisti.


Bediüzzaman'a göre mutlakiyet (monarsi) Islâm dirilisin önünü kapatiyordu.Ancak mesrutiyete yumusak geçis yapilmaliydi. Bunun için de evvelâ "üç büyük düsman" saydigi cehalet, zaruret ve ihtilâfla mücadele edilip kazanilmasi gerekiyordu.


Bu maksatla bir egitim projesi gelistirdi. Buna göre Dogu ve Güneydogu öncelikli olarak tüm vatan sathi "Medresetüzzehra" adini verdigi egitim kurumlariyla donatilacak, bu kurumlarin ilk, orta, lise bölümleri olacak, ayrica din ve fen dersleri birlikte okutulacakti. "Vicdanin ziyasi (isigi), ulûm-u diniyedir; aklin nuru fünun-u (fenler) medeniyedir. Ikisinin imtizaciyla (bütünlesmesi, iç içe girmesiyle) hakikat tecelli eder... Iftirak ettikleri (ayristiklari) vakit, birincisinde taassup (tutuculuk); ikincisinde hile, süphe tevellüd eder (dogar)" diyordu.


Görüslerini Padisaha sunmak için 1907’de Istanbul'a geldi. Fakat imparatorlukla birlikte imparatorlugun baskenti Istanbul da çürümüstü. Istanbul’da dile getirdigi fikirler sarayi tedirgin edince, akil hastahanesine sevk edildi. Fakat doktorlar, akil sagliginin yerinde olduguna dair bir rapor verdiler. Bu rapora ragmen, gözaltinda tutulmaya devam edildi. Nezarette iken, saray, bu atesîn zekâyi etkisizlestirmek için altinla ödüllendirmek istedi. Kendisiyle konusmaya gelen Zaptiye Nâzirina, "Maarifi tehir, maasi tacil nedendir?" diye sorup ihsan-i sahâneyi reddetti.


Bediüzzaman, Sark ulemasindan sonra Istanbul’daki meshur alimlere de kendisini kabul ettirmekte zorlanmamisti. Onunla görüsenler en girift sorularina cevap aliyor, "Sen gerçekten de Bediüzzaman’sin" demekten kendilerini alamiyorlardi. Mesrutiyeti Islâmî esaslar üzerine bina eden ve "mesrutiyet-i mesrua"yi öngören hürriyetçi fikirleri özellikle ilgi çekiyordu.


Birinci Dünya Savasi sirasinda gönüllü talebelerden bir milis alayi kurup dogdugu topraklari savundu. Bitlis savunmasi esnasinda yaralanip Ruslara esir düstü. Yaklasik üç yil süren esaret hayatindan firar ederek kurtuldu. Esaretten dönüsünde, ordunun adayi olarak devrin tek Islâm Akademisi olan "Darü'l-Hikmeti'l-Islâmiye"ye üye oldu.


Anadolu’daki Millî Mücadeleyi "isyan" sayan fetvaya Anadolu ulemasiyla birlikte karsi fetva verdi. Istanbul isgali sirasinda isgalci Ingilizlere karsi yayinladigi bir eser yüzünden isgal kuvvetleri tarafindan giyabinda ölüme mahkum edildi. Bu faaliyetlerinden dolayi, Ankara’ya Büyük Millet Meclisi’ne dâvet edildi (1922). Meclis'te resmi karsilama töreni yapildi. Fakat yeni yönetici kadro ile millet arasinda "kible farki" olusmak üzere oldugunu görünce on maddelik bir beyannameyi Meclis’te dagitti. Ardindan, Van'a geri döndü.


Seyh Sait hadisesiyle bir ilgisi bulunmadigi, esasen her firsatta "Dahilde kiliç çekilmez" dedigi halde bir çok mazlum gibi Bediüzzaman da nefy edildi. Önce Burdur'a, ardindan Barla'ya sürüldü. Barla'da Risale-i Nur’u telif etmeye basladi ve tek basina bir mektep oldu. "Cevher insan" yetistirmek için insanüstü bir gayret gösterdi.


1925'lerde Türkiye'de uygulanmaya baslanan dini dislama politikalarina karsi Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur adini verdigi eserleriyle Islam’in temel altyapisini olusturan prensipleri açiklamaya yönelik bir tarz gelistirdi. Bediüzzaman Said Nursî gelistirdigi bu Kur'ânî tarz ile akil, kalp ve duygu bütünlügünü temin ederek iman hakikatlerini anlatmistir. Böylece kelâm, tasavvuf ve pozitif bilimleri terkip ederek Müslümanlara yepyeni bir bakis açisi sunmus, mektep, medrese, tekke ayriligini ortadan kaldirmistir.


Risale-i Nur’u telif eden Bediüzzaman, bu eseri telif etmeye baslayana kadar olan hayatini Eski Said dönemi diye adlandirmistir. Eski Said, daha çok imanin disavurumu olan kurumlar, davranislar ve siyasetle ilgilendi. Yeni Said ise, imanin tahrip edilmek istendigi bir ortamda, imani korumak ve güçlendirmek için gayretini bu temel meseleye tahsid etti.


Bediüzzaman’a göre temel mesele; insanin kendisine, diger insanlara ve varliklara mana-yi harfiyle bakmasi, yani onlari iman ekseninde algilamasidir. En önemli husus bunu saglamaktir. Problemin çözümü Kur'ân'in çaglar üstü mesajinin günümüze bakan yönünü ortaya çikarmakti. Risale-i Nur Külliyati ise, bu çaglar üstü mesajin günümüze bakan vechesidir.


Bediüzzaman’in bu yöndeki gayretlerinden ürkenler onu defalarca tutukladilar. Eskisehir (1935), Denizli (1943) ve Afyon (1947) hapishanelerine attilar. Fakat onu inançlarini yasamaktan ve risaleleri telif etmekten vazgeçiremediler.


Bediüzzaman, Islâm dünyasinin karsilastigi en köklü ve yikici tehlikeyi (dinde laubalilik ve fen ilimlerinden kaynaklanan inkar fikri) olusan süphelere ilmî ve mantiki cevaplar vererek izale etmis ve milyonlarin imaninin kurtulmasina vesile olmustur.


1960 senesinin 23 Mart'inda Urfa’da Hakkin rahmetine kavustugunda arkasinda biraktigi tüm maddî servet; bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamali bir cübbe, sarik, misvak, on lira ve bir miktar çay ve sekerden ibaretti. Mânevi miras olarak; bu asri aydinlatan ve gelecek asirlari aydinlatacak Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur’u ve dünyanin her tarafinda milyonlarca "Kur’an talebesi" birakmistir.


Allah ondan razi olsun.


Logged

Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.
cevrucefakar
damla5
****

Karma: +12/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 407



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : Temmuz 06, 2008, 04:28:31 ÖS »

Alıntı
Bana, "sen suna buna nicin satastin?" diyorlar. Farkinda degilim. Karsimda muthis bir yangin var. Alevleri goklere yukseliyor. Icinde evladim yaniyor, imanim tutusmus yaniyor. O yangini sondurmeye, imanimi kurtarmaya kosuyorum. Yolda beni biri kosteklemek istemis de ayagim ona carpmis. Ne ehemmiyeti var? O muthis yangin karsisinda bu kucuk mesele bir kiymet ifade eder mi?

                                                                     



« Son Düzenleme: Temmuz 13, 2008, 04:15:07 ÖS Gönderen: cevrucefakar » Logged



YâResûlallah!Ne olaydı,
Ashâb-ıKehf'inköpeği gibi,
SeninAshâbının arasında
Cennete girseydim
OnunCennete,benim
Cehenneme gitmemnasıl revâ olur?
O Ashâb-ıKehf'in köpeği;
Benisesenin Ashâbınınköpeği.
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: